Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

TÜRKİYE’DE 30 BİNE YAKIN KİŞİ ORGAN BEKLİYOR

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 2273 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Ne hoş bir Logo değil mi? Allah bilir kaça mâl olmuştur; Dürer'den mülhem!

Ülkemizde organ bekleme listelerinde hasta sayıları giderek artarken, yapılan organ bağışları ihtiyacı karşılamakta yetersiz kalıyor. 3-9 Kasım Organ Bağışı haftası dolayısıyla Karaciğer Nakli Derneği Başkanı Prof. Dr. Yaman Tokat ve Türkiye Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Uluğ Eldegez, ülkemizde organ bağışlarının azlığına dikkat çekerek organ bağışı konusunda çağrıda bulundu.

Organ nakline ihtiyaç duyan hastalar için organ beklemenin çok dramatik ve zor bir süreç olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yaman Tokatbütün dünyada sayı olarak en çok böbreğe ihtiyaç var. Türkiye'de 60 bin civarında kişi diyalize giriyor. Diyaliz çok maliyetli bir tedavi yöntemi... Türkiye'de 20 bin kişi böbrek bekleme listesinde. Ancak yılda 3 bin civarında böbrek nakli yapılabiliyor. Nakille bu hastalar normâl hayatlarına kavuşabilir. Türkiye'de 2 binden fazla hasta ise karaciğer bekliyor. Bu her yıl 2 bin karaciğer nakli yapılması gerektiği anlamına geliyor” diye konuştu.

Organ Nakillerinde Başarı Oranı Yüzde 90’ın Üzerinde!

Ülkemizde organ nakilleri dünya standardında yapılmakta, hâttâ dünya standardının üzerine bile çıkmaktadır” diyen Prof. Dr. Yaman Tokat, “karaciğer ve böbrek gibi önemli organ nakillerinde başarı oranları yüzde 90’ın üzerindedir. Ülkemizde majör organ nakilleri grubunda, kâlb, karaciğer, pankreas ve böbrek nakilleri en yaygın ve başarıyla uygulanan transplantasyonlardır” şeklinde konuştu.

Âileleri Kırmadan Organ Bağışı Teklifi Yapılmalı…

Cansız vericiden organ bağışı konusunda Avrupa’nın çok gerisinde olduğumuzu ifâde eden Prof. Dr. Yaman Tokat “kadavradan organ nakilleri daha uygun olmasına rağmen ülkemizde beyin ölümü kavramı yeterince bilinmediği için organlar genellikle canlı vericiden sağlanıyor. Bu doktor açısından zor bir durum... Veren kişi bunu memnuniyetle yapsa da tamamen sağlıklı bir insanın risklerini de alıyorsunuz. Bu nedenle ülkemizde beyin ölümü kavramı daha iyi anlatılarak organ bağışı sayısı artırılmalı. Beyin ölümü ile klâsik ölüm arasında hiçbir fark olmadığı insanlara anlatılmalı. İnsanın ölümü tek bir şekilde vukû bulur ve biz de buna beyin ölümü diyoruz. Ölümlerde âile zâten bunu kabûllenmekte zorlanıyor, o sırada karar vermesi zor olabiliyor” diyerek âileleri kırmadan, psikolojilerine zarar vermeden organ bağışı teklifinin yapılması gerektiğini ifâde etti.

Organımın Takıldığı Kişi Günah İşlerse...

İslâm dininin organ bağışı konusunda çok açık bir yaklaşımı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yaman Tokatİslâm’da paylaşmak ve yardımlaşmak esastır, dinimiz bu konuda çok açık görüşlü. ‘Organ bağışlamanın günah olup olmadığı’ ve ‘bağışlanan organların takıldığı kişilerin kötü bir insan olarak yaşamlarını sürdürmeleri hâlinde vericinin bu günahlardan sorumlu olup olmayacağı’ da organ nakli merkezlerine sık sorulan sorulardan biri. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da ifâde ettiği gibi, din hepimizin de çok iyi bildiği gibi akılla ilgilidir, günah da sevap da aklı taşıyan kişiye âittir. Bir silâhla adam öldürüldüğünde, silâhın suçlu olamayacağı düşünülürse, dünyevî bedenimizin bir sorumluluğu da olamaz. Mâide Sûresi’nde ‘kim (bir insanı) diriltirse bütün insanları diriltmiş gibi olur’ denilmektedir. Bundan hareketle organ bağışlayarak bir kişinin hayatını kurtaranın büyük sevap işlediğini söyleyebiliriz” dedi.

30 Bine Yakın Hasta Nakil İçin Organ Bağışlarını Bekliyor!

Prof. Dr. Uluğ Eldegez ise yakınını kaybeden âilelerin ancak yüzde 23’ünün organ bağışına “evet” dediğini, bu oranı en az yüzde 40'a çıkarmayı istediklerini söyledi.

“Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 30 bine yakın hasta hayatını sürdürebilmek için organ nakli bekliyor. 60 bin civârında hasta ise diyaliz makinesine mahkûm bir şekilde yaşıyor. Sayıları giderek artan bu insanlarımızın hayat kalitelerinin yükseltilerek sağlıklı birer birey olmalarını sağlayacak kadavradan organ nakillerinin gerçekleşmesi için ülkemizde organ bağışının toplum tarafından kabul görmesi gerekiyor” dedi.

75 milyonun üzerinde bir nüfusa sâhip Türkiye’de normâlde yılda yaklaşık 2 bin kadavradan organ nakli olması gerekirken, hâlihazırda bu sayı yaklaşık 350 dolayında” diye konuşan Prof. Dr. Uluğ Eldegez organ bağışı yapanların oranının Batı’da ortalama milyonda 25 iken, ülkemizde sadece milyonda 4,6 kişi düzeyinde olduğunu söyledi.

Bu rakamın makûl düzeylere çıkması için ise on kat artması gerekiyor. Bu da ancak kamuoyunda organ bağışının gündeme gelmesi, doğru bilgilerin aktarılması, insanların kafasındaki soru işaretlerinin ve ön yargıların giderilmesi ile mümkün. Amacımız kadavradan organ bağışını artırmak ve bunun için toplumu bilinçlendirmek” diye ekledi.

***

Sevgili Mekâncılar

Hatırlarsanız, Muhterem Selçuk Erez Hocamızın da iştirakiyle katıldığımız panelde gâliba medyadan kimseler yoktu ve sanırım o güzelim hastâne de geçenlerde bir yerlere(!) devredildi. Bu hocalar olmayan ücretlerle, hiç yaratılmamış fonlarla helâk oluyorlar. Kimse kıymetlerini de, değerlerini de bilmiyor.

Bu işin Psikolojik Analizi çak basit: Karşılıksız Diğerkâmlık. Hiçbir maddî veya manevî karşılık beklemeksizin, sırf Sevgi ve Bilgi uğruna kendilerini mahvediyorlar. Bir köpeğin sadakâtiyle, bir filin hâfızasıyla, bir devenin yorulmak bilmezliğiyle çabalıyorlar ve tek tâltifleri de bir eser bırakmak, takdir edilmek. Para, pul mertebesinde onlar için.

Gerçek kardeşler onlar: Hilesiz, düzenbazlık bilmeden, inisiye edilmeden yola girmişler, deli gibi çabalıyorlar. Manik Depresif olmaya dahi hakları ve vakitleri yok.

Üstelik başta komşularımız olmak üzere, kendi Doğu bölgemizde ve diğer geri bırakılmış her yerde bu işin Mafyaları var! Kim bilir ne tehditler de yağıyordur ve şemsiyeleri de ilme olan imanlarıdır.

Neslim de biraz önce maaşını hakketmek için Taksim’e doğru yola çıktı.

Ne diyeyim…

Yakında Encephalon Donörü olacak da!

***

Trajikomik Bir Haber:

Bir Türk şirketine âit Özgür Aksoy Gemisi, Tayvan'dan Meksika'ya yük götürmek üzere demir almıştı. Gemi, 21 Ekim günü Japonya açıklarında, Büyük Okyanus'ta ilerlerken, mürettebattan 26 yaşındaki Cemil Çakır, 11 bin metre ile dünyânın en derin yeri olan Mariana Çukuru'nun bulunduğu bölgede suya düştü. Ancak, yaklaşık 9 saat süren arama-kurtarma çalışmalarından hiçbir sonuç alınamadı.

Baba Nuri Çakır, oğlunun cenazesini istediklerini belirterek, "haberi nereden verdiler, bilmiyorum. Bir telefon geldi 'başınız sağ olsun' dedi. İntihar etmiş süsü veriyorlar. İntiharla bir ilişkisi yok bunun. Kaybolduğuna dâir bir delil yok, öldüğüne dâir de bir delil yok. Öldüyse cenazesini istiyoruz, ölmediyse de canlısını istiyoruz. Biz kimseden başka bir şey istemiyoruz. İntihar etmiş olması mümkün değil. Bir insan sevinçle gittiği bir işte intihar eder mi? İntihar edecek adam bu olaydan 15 gün önce ağabeyinden para ister mi" dedi.

3 aydır oğluyla görüşmediğini belirten acılı baba, olayın Japonya'ya bin 400 kilometre açıklarında olduğunu anlattı.

Yetkililere seslenen Çakır, "bu olayı böyle boş bırakmasınlar. Bu olayın üzerinde gitsinler. Ölmüşse cenazesini istiyorum. Ben başka kimseden bir şey istemiyorum; organlarını da bağışlayacağım" diye konuştu!

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – Şimdiki Zamanlar – 22 Kasım 2013 Cuma

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Pazar, 22 Ekim 2017