Hür Tartışma Mekânı

Burada alenen suç veya hakaret içeren, Atatürk ilke ve İnkılâplarına hakaret eden, İnsanlık veya Nefret Suçu ihtiva eden yorumlar veya yazılar konulamaz.

VATAN ŞAŞMAZ’I KAYBETTİK!

Posted by on in Genel
  • Yazı boyutu: Daha büyük Daha küçük
  • 144 kez okundu
  • 0 yorum
  • Bu yazıya abone ol
  • Yazdır

Vatan Şaşmaz ve Filiz Aker ile ilgili son dakika haberleri gelmeye devam ediyor. Ünlü sunucu Vatan Şaşmaz’ı öldürdükten sonra intihar eden Filiz Aker’le ilgili soruşturmada polis kilitli olan cep telefonlarını henüz açamadı.

Asayiş Şube Cinayet Büro Amirliği ekipleri bir yandan cinayet ve intiharı aydınlatmak için Aker ve Şaşmaz'ın otel odasında kapalı halde bulunan cep telefonlarını açmaya çalışıyor.

Oyuncu ve sunucu Vatan Şaşmaz'ı öldürüp intihar eden eski manken Filiz Aker’in 20 yıllık arkadaşı Sevilay Öztürk, Ayşe Arman’ın sorularını cevapladı.

İstanbul'da bir otel odasında işlenen cinayet ve ardından gelen intihar Türkiye'de gündemi sarsmış, Sevilay Öztürk olayın “kilit ismi” olarak nitelenmişti.

 

vatan şaşmaz eşi ile ilgili görsel sonucu

Vatan Şaşmaz cinayetinde yeni bir gelişme yaşandı. Sevilay Öztürk, Vatan Şaşmaz ile Filiz Aker'in nasıl tanıştığından aralarındaki ilişkiye, Aker'in ilginç para trafiğinden aşk hayatına kadar pek çok ayrıntıyı Ayşe Arman'a anlattı.

Öztürk, “Aralarında bir para konusu var mıydı, yok muydu inanın bilmiyorum. Ama bence aşk meselesi değil” dedi. Amacı kalmamış, tükenmiş bir kadından söz ediyoruz.

Eski manken Filiz Aker, ünlü sunucu Vatan Şaşmaz’ı 27 Ağustos 2017 akşamı İstanbul’daki Conrad Otel’deki odasında 4 kurşunla vurarak öldürdükten sonra aynı silahla intihar etmişti.

filiz aker ile ilgili görsel sonucu

NELER YAŞANMIŞTI?

Eski manken Filiz Aker, ünlü sunucu Vatan Şaşmaz’ı 27 Ağustos 2017 akşamı İstanbul'daki Conrad Otel’deki odasında 4 kurşunla vurarak öldürdükten sonra aynı silahla intihar etmişti.

Asayiş Şube Cinayet Büro Amirliği ekipleri bir yandan cinayet ve intiharı aydınlatmak için Aker ve Şaşmaz’ın otel odasında kapalı halde bulunan cep telefonlarını açmaya çalışıyor. Olayın kökeninde bir duygusal ilişkinin mi yoksa para konusunun mu olduğu araştırılıyor.

Olay yeri inceleme çalışmaları sırasında çekilen kanlı görüntülerin nasıl ve kim tarafından sızdırıldığı ise büyük ölçüde aydınlatılmış durumda.

Bu arada Filiz Aker'in sabıkalı kardeşlerinin ve yeğenlerinden özellikle Dora Ercan'ın açıklamaları da bir haftadır tartışma konusu...

Filiz Aker’le nerede tanıştınız?

- Amerika’da. Ben küçükken TRT Gençlik ve Halk Oyunları Topluluğu’ndaydım. Türkiye’yi temsilen Amerika’ya gittiğimizde, bizi koruyucu ailelere verirlerdi. İşte o koruyucu ailemi çok sevdim ben, onlar da beni. Sonradan her sene gittim yanlarına. Hâlâ evlerinde bir odam var. İşte onlar, “Burada, New Jersey’de çok sempatik, hayat dolu bir Türk kadın var, seni de tanıştıralım” dedi. Öyle tanıştım Filiz’le. 1996 yılıydı. Ben de o yıl Türkiye güzeli seçilmiştim. Filiz Manhattan’da, manzaralı çok güzel bir evde yaşıyordu. 8-10 yıldır beraber olduğu Arap asıllı bir işadamı sevgilisi vardı. Filiz’e büyük paralar verdiği doğru.

Aker’in sizi okuttuğu, eğitim masraflarınızı karşıladığı doğru mu?

- Hayır. Tamamen yalan. İngilizcem zaten gayet iyi… Dil okuluna gitmem için bir sebep yok ki. Ayrıca 2004’te, erkek arkadaşımla Manhattan’da yaşadım. Nişanlaydık, evlenecektik. Masraflarımı haliyle o karşıladı. Niye Filiz karşılasın? Herkes bir şey söylüyor. Ben Filiz’in manevi kızı filan değilim. Evlatlığı da değilim. Çok şükür, anne-babam sağ. Kimsenin parasına puluna da ihtiyacımız yok. Üç tane ağabeyim var, üçü de üniversite mezunu, hepsi bir yerlerde müdür ve yönetici olarak çalışıyor. Amacı kalmamış, tükenmiş bir kadından söz ediyoruz

Vatan’la Polat Tower’ın Asansöründe Tanışıyorlar

Peki, nereden çıkıyor bu lâflar? Hep parayla ilgili bir meseleler anlatılıyor.

- Bilsem... Ben de dehşet içinde takip ediyorum. Evet, ben oranın en güzel okullarından birine gittim. Okulumu da kendim seçtim. Ama ABD vatandaşı olan nişanlım ödedi. Ancak alkol sorunu vardı. Onu aşamayınca ayrıldık, 2006’da Türkiye’ye döndüm.

Filiz Aker’le aranızdaki ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?

- Arkadaştık. Ben 77’liyim, o 63’lü ama yaşın bir önemi yok. Genç kız gibiydi Filiz. Belki de çocuğu olmadığı için. Çok enerjik, çok pozitif... Güzel yaşamayı seven bir kadındı. Müzik sever, dans eder, prosecco’lar, şampanyalar içer, güzel yerlerde, güzel yemekler yer... Hayattan keyif alan bir insandı. Ama başlarda. Sonradan bu noktalara gelmesi çok trajik, çok üzücü!

Çok yalnızdı. O şaşaalı hayatının içinde yapayalnızdı.

Vatan Şaşmaz’la nasıl tanışıyorlar?

- Vatan’ın askere gitmeden önceki döneminde, kısa süre beraberlikleri oluyor. İkisi de Polat Tower’da yaşıyordu. Asansörde filan, bir yerlerde tanışıyorlar. Çok seçici bir kadındı Filiz, hatta tutucu. Öyle önüne gelenle birlikte olacak bir kadın değildi. Güzel adam severdi, Vatan’ı da beğeniyordu. Vatan o dönem bekâr, Filiz de öyle... Görüşmeye başlıyorlar ama öyle göz önünde değil. Çoğunlukla evde vakit geçiriyorlardı. Filiz çocuk yapmak istedi, yaşı geçiyordu. Ama Vatan, “Aramızda yaş farkı var, olmaz!” demiş.

Bunlara kırıldığını biliyorum. Bir erkekten duymayı istemeyeceğiniz şeyler. Vatan da kendine göre haklı. Filiz üzüldü fakat hayat da devam ediyordu. Öyle kendini kahretmedi. 

Filiz Aker’in Parası Nasıl Battı?

Filiz Aker’le aranızda nasıl bir para ilişkisi vardı?

- Bizim aramızda hiçbir zaman para ilişkisi olmadı.
 Onu batıran borsacılarla tanıştıran, Vatan Şaşmaz’la birlikte sizmişsiniz deniyor.

- Alâkası yok. Ben 2007-2008’de özel bir bankanın CEO’suyla çıktım. Bir yerlere gittiğimizde, Filiz’i de alıyorduk yanımıza. Çünkü sosyal, eğlenceli biriydi. Beşiktaş’taki Vogue’da buluştuk bir gece. Erkek arkadaşımın yanında bir bankacı daha vardı. Galiba Kıbrıslıydı. Orada, bu adam ve Filiz, birbirlerine telefonlarını alıp vermişler. Sonrasında Filiz, o adama güvenip yatırım yapmış ama bundan benim de, erkek arkadaşımın da haberi yok.

100-150 bin Dolar kaybetmiş orada. Belli bir zaman sonra erkek arkadaşımı aramış, “Bu parayı senin yüzünden kaybettim” demiş. Olaydan habersiz ya, o da “hangi parayı?” diye sormuş... 

Erkek arkadaşınız kim?

- İsmini vermek istemiyorum. Hâlâ üst düzey bir yönetici... Ayrıldık, bitti gitti ve gerçekten hiç alâkası yok. Filiz ona demiş ki, “Bir gün intihar edeceğim. Oraya da yazacağım, benim intihar sebeplerimden biri sensin!” O da şaşırmış kalmış.

Zaten banka kayıtları, telefon şifreleri çıktığı zaman, her şey bence çok daha netleşecek.

Filiz Aker’in beş trilyon kaybettiği doğru mu?

- Filiz’in ne kadar parası vardı, ben hiçbir zaman bilmedim. Bunlar insanın mahremidir ama Vatan Şaşmaz’la birlikte onu batıran insanlarmışsınız gibi bir izlenim uyandırıldı...

- Tamamen gerçek dışı... Ben Vatan’ı tanımıyorum bile. Sadece Facebook’tan arkadaştık. Onun üzerine de çok oynanıyor, çok üzülüyorum. Ailesi bu yüzden çok acılıdır.

NEDEN ŞİMDİYE KADAR KONUŞMADI?

 Olayda kilit isim olarak anılıyorsunuz... Öyle misiniz?

- Ben size anlatayım, siz değerlendirin. Ama bilin ki, ben o ikisinin arasındaki para mevzusunun içinde değilim. 

- Size televizyon kanallarından çok çağrı yapıldı. Neden şimdiye kadar konuşmadınız?

- Birincisi, çok büyük bir bilgi kirliliği var. Herkesin, kendini ortaya attığı bir yerde, kendimi doğru ifade edemem diye korktum. Bir de iş çığırından çıktı, herkes farklı bir şey söylüyor. Allah rahmet eylesin, ortada iki ölü var, yetmezmiş gibi beni de canlı canlı kadavra gibi kestiler! Ben de sonunda telefonlarımı kapattım. Siz röportaj yapmayı kabul etmeseydiniz, hiç konuşmayacaktım.

Olayın olduğu gün, “Benim tatilim bugün başladı” diye sosyal medyada paylaşım yaptınız. Bu ne demek?

- Herkesin tatili Cuma günü başladı, ben ancak Pazar günü arkadaşlarımın teknesine gidebildim. Bu yüzden “benim için tatil şimdi başlıyor” diye fotoğraf koydum. Bundan daha doğal ne olabilir? Benim fotoğrafımla, Filiz’in ölümünün ne alâkası var? Saatler tutmuyor bir kere. Ben öğlen 3.00 gibi tekneye geldim, “Hadi, saçım başım dağılmadan bir fotoğraf koyayım!” dedim.

Filiz ise akşam 8:00 gibi canına kıymış. Ama tabii ertesi gün bakarsan sosyal medyaya, “birinin kendini öldürdüğü günü, diğeri bayram ilan etmiş” dersin. Tamamen kötü niyet...

 Arkadaşınız Filiz Aker’in intiharını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Beni hiç şaşırtmadı. Hatta bekliyordum. Filiz 20 yıllık arkadaşım. Özünde çok iyi bir insan… Eşi benzeri zor bulunur bir kadın. Roman kahramanları gibiydi Filiz. Fakat çok yalnız bir kadındı. Tükenmiş bir kadındı. Bu dünyada, yaşayacak hiçbir şeyi kalmadı. Maddi, manevi bitti. O da ölmeyi istedi. Hiçbir şeyi istemediği kadar... Fırsat kolluyordu. Bence ‘kapanışı’ böyle yaptı. Büyük final. Daha önce iki kere kendini öldürmeyi denedi, üçüncüde başardı.

Vatan’ı da aldı götürdü yanında. Geçen sene temmuzda, ABD  Miami’de intiharı denedi, yanında ben vardım. Size anlatacağım hikâye de bu...

VATAN OLMASAYDI, ÖLÜMÜ BU KADAR BÜYÜK TANTANA OLMAZDI

Aile nasıl bir aile? Annesini öldüren bir ağabey, gasptan içeride yatan bir başka ağabey?

- Filiz’in annesinin, Dilek’in babası tarafından öldürüldüğünü inanın ben de bir sene önce duydum. Bunlar bizim aramızda hiç konuşulmadı. Filiz, ailesinden bahsetmeyi hiç sevmezdi ama şiddet ve cinayetle bu kadar iç içe bir aileden ruh sağlığı normal bir insan çıkması sanki mümkün değil ama Eda, Dora ve Dilek’i çok seviyor ve onlarla görüşüyordu.

Peki, Vatan Şaşmaz’ı neden öldürdü?

- Ben bilemem ama bence daha derin bir sorunu vardı. Hayatta bir amacı kalmamış, tükenmiş bir kadından söz ediyoruz. Para pul da bitmiş. Belki Vatan’ı da kendi sonuna kurban seçti. Belki de, büyük bir finalle gitmek istedi. Vatan olmasa bu kadar büyük tantana olmazdı. 

-Ben nereden bileceğim doğruları anlattığınızı?

- Size geçen sene intihar girişiminin ardından Amerika’daki hastanede yoğun bakımda çektiğim fotoğrafları gönderebilirim. Yayınlamayın ama! İlaçların fotoğrafını gönderebilirim. Sonra bana gönderdiği sesli mesajları da gönderebilirim...

Amacı kalmamış, tükenmiş bir kadından söz ediyoruz. Filiz, “benim üzerimden ülkeye para getiriyorlar. Bana da komisyon veriyorlar” dedi.

Türkiye’ye döndükten sonra nasıl şekillendi Filiz Aker’le arkadaşlığınız?

- Ben çalışmaya başlayınca bir süre görüşemedik. Bir ara aradı, “İngiltere’den bir erkek arkadaşım var. Madenci. Çok mutluyum. Tatillere gidiyorum, geziyorum!” dedi. Sonra bir daha aradı; çok mutsuz. Erkek arkadaşı İngiltere’de kazada ölmüş. Yardımcısı da kanserden ölmüş. Üstüne bel fıtığı ameliyatı oldu Amerikan Hastanesi’nde. Zor günler geçiriyordu. İşte Edi ve Jozi’den ilk o zaman söz etti.
 

-Kimmiş onlar?

- “İngiltere’deki erkek arkadaşımın iki çok yakın arkadaşı Edi ve Jozi. Bunlarla ufak tefek işler yapıyorum. Benim üzerimden para getiriyorlar Türkiye’ye. Bana da üç ayda bir komisyon veriyorlar!” dedi. Kafam da basmaz, bir türlü anlayamadım bu iş nedir, bir tür para aklamak mı ne. Ayrıca dedi ki, “Miami’ye yerleşmeyi düşünüyorum. İstiyorsan sen de benimle gel, hem de onlarla tanışmış olursun. Benim Jozi’yle evlenme durumum var. İş evliliği...” Böyle şeyler anlattı ama ben Edi ve Jozi’yi hiç görmedim. 

-Peki, niye birdenbire Edi ve Jozi’yi anlatmaya başladı?

- Belki de yalnız olmadığını vurgulamak istedi. “Erkek arkadaşım öldükten sonra bana çok destek oldular” dedi ama rahmetlinin adı da yok. “İngiliz” diyor. “Edi ve Jozi, şöyle bir yerde yaşıyorlar, şöyle bir aileleri var. Seni de tanıştıracağım. Miami’de rezidans yapıyorlar. Ben onların rezidansından ev alacağım. Onlara çok güveniyorum. Falan filan... “İyi peki” dedim. Ne diyeyim? Sonra tekrar belinden ameliyat oldu, bir buçuk ay daha hastanede kaldı. Ben haftanın dört beş günü hastaneye gidip geldim. 

O sırada nerede yaşıyor?

- Akmerkez’de. Hatta ev sahibiyle anlaşmazlığa düştü, ben tekrar Polat Tower’dan ev tuttum ona. Evini yerleştirdim. Bu arada Edi ve Jozi hikâyeleri devam ediyor. Güya yanlarına gideceğiz ama gidemiyoruz. Sağlık sorunu yüzünden... 

Peki, Filiz Aker’in parası nereden geliyor?

- Geçmişte beraber olduğu Arap asıllı adamdan belli  bir para almış. Demek ki yüklü miktar! Onun faiziyle geçiniyordu.

Abuk subuk harcamaları olan biri değildi. Gezer tozar, belli yerlerde yemeğini yer ama o kadar. Belli markaları vardı: Escada, Cavalli. Çok bir şey almak istiyorsa, oradan alır ama üç beş parça bir şey. Son bir buçuk-iki sene, üst üste sağlık sorunları yaşayınca, ona çok baktım. Üstelik bir de evini taşıdım. Vatan Şaşmaz’la tanıştığı dönemde Polat’taki ev kendinindi, bu sefer kiraya çıktı.

ÇÖKÜŞ DÖNEMİ GEÇEN YIL BAŞLADI 

Kiralık eve taşındıktan sonra hayatında bir değişim oldu mu?

- Meğer bu son dönemler onun çöküş dönemiymiş. “Biraz iyileşeyim New York’a gidelim” dedi. Güya Edi ve Jozi ile konuşuyor, hep bana selam söylüyorlar ama hiçbir zaman benim yanımda onlarla telefonla konuşulduğuna şahit olmuyorum. 

Gittiniz mi New York’a?

- Evet. 2016 Nisan’dı. Hatta 5 Nisan benim doğum günüm. “Ah bak, doğum gününe denk geliyor, Plaza Otel’de yemek yeriz. Sen biletleri al, internet bankacılığı filan bilmiyorum ben, ben sana nakit veririm” dedi. Hemen de verdi parasını. New York’ta, 5. Cadde’ye çok yakın bir otelde kalacağız, “Oteli sen öde, ben sana nakit ödeyeyim. Çünkü sen internetten yatırıyorsun!” dedi.

Arkadaşları Edi ve Jozi gelecek diye bekliyoruz. Sonra onlarla Miami’ye geçeceğiz. Ben tabii o sırada kendi arkadaşlarımı görüyorum, dışarı çıkıyorum, Filiz’in ağrıları var, bütün gün otelde kalıyor.

“Madem arkadaşların çabuk gelemeyecekti. Neden bu kadar erken geldik” diyorum. “Az kaldı, gelecekler” diyor. Sonra biri aradı, bir erkek sesi. Edi ve Jozi’nin anneleri evde düşmüş, beyin kanaması geçirmiş, ölmüş!” Onu haber veriyor.

Haydaaa! Gelemiyorlar.  

-Peki, ne yaptınız?

- Apar topar İstanbul’a döndük. Filiz, dönünce bana olan yedi bin Dolar borcunu hemen verdi. Aradan 6-7 ay geçti, Edi ile Jozi’nin moralleri çok bozukmuş, psikolojik tedavi görüyorlarmış, bunları anlatıyor.

-Niye anlatıyor bunları size?

- Filiz’in çok yakın arkadaşları oldukları için. Yeni hayatına Miami’de başlayacakmış, Jozi ile evlenecekmiş, hatta ben nikâh şahidi olacakmışım! Bu arada evini kapattı, eşyalarını topladı, yeğenlerine verdi. Ben yine 15 gün ona baktım. Dizlerinde çok ciddi bir rahatsızlık vardı, yürüyemiyordu.

MIAMI’DEKİ SUİTTE, 2016 YAZINDA İNTİHARA KALKIŞTI

Vatan Şaşmaz’dan bahsediyor muydu bu son senelerde?

- Hayır, hiç. Sadece, “Vatan evlendi, haberin var mı?” dedim. Yoktu. Resimleri gördü, bir bozuldu. “Amaaan boş ver, herkes kendi hayatını yaşıyor!” dedim. Geçiştirdik.

Sonra Miami’ye gittiniz mi?

- Evet, 2016 yazında... “Miami’de evi vardı, Sevilay da her sene giderdi” filan diyorlar ya, yalan, hiç evi olmadı. Önce Palm Beach’de bir otelde kaldık bir hafta, Filiz ödedi. Sonra Bal Harbour’daki Ritz Carlton’a geçtik.

Süit istedi ama nasıl pahalı, bir geceliği 400 Dolar’dan başlıyor.

“Boş ver, Edi ve Jozi gelecek nasıl olsa. Benim onlarda param var. Sen öde, onlar gelince ben sana takdim ederim” dedi.

E, her zaman sözünde durmuş bir kadın. Bu konularda da ne kadar titiz olduğunu biliyorum. “Tamam” dedim. Onlar gelene kadar biz keyif yapalım istiyor. Kadının bir yere kaçacak hali de yok. Biz o otelde tam 3 hafta kaldık. 

-Ne yapıyor bu arada Filiz Aker?

- Hiçbir şey! Odadan sadece Instagram’a fotoğraf koymak için çıkıyor. Sigarası, içkisi, ilaçları, bütün gün odada...

FİLİZ’İ YATAK ODASINDA, YERDE YATARKEN BULDUM 

-Siz bütün anlattıklarına inanıyor musunuz?

- Artık neye inanacağımı şaşırdım ama bir şey de söyleyemiyorum. Bir tarih verdi. O tarihte gelecekler. Kilitlendik bekliyoruz, artık o tarihte ne olacaksa olacak.

Fotoğrafı yok mu bu Edi ile Jozi’nin? Niye sormuyorsunuz?

- Sordum. “Şuna benziyor, buna benziyor. Tanışınca göreceksin zaten” diyor. “Evleri ne tarafta?” diyorum. “Sürpriz” diyor. Bir tuhaflık olduğunu seziyorum ama olay öyle bir noktaya geldi ki, bırakıp da dönemiyorum.

Bu arada Filiz feci içiyor. “Bak” diyorum, “ağrı kesici ilaç alıyorsun, bu kadar içme!” Üç haftanın sonunda dedi ki, “İstanbul’dayken benimle çok görüşmek isteyen bir çocuk vardı. Şu anda Miami’deymiş, beni görmek istiyor!” 

-Siz ne dediniz?

- “A, ne güzel!” dedim. “Otelde mi buluşsam, n’apsam?” dedi. “Ben giderim odadan, hiç sorun değil, sen keyfine bak!” dedim. Bir fotoğraf gösterdi What’sApp’tan. Şimdi düşünüyorum da, gözlüklü bir ağabeyi var ya, onun fotoğrafıydı ama ben ağabeyini hiç görmemiştim ki, kim olduğunu nereden bileyim. İçimden sevindim, “Ne güzel, ona ilgi duyan biri var, hiç değilse kendini iyi hisseder!” diye.

Çünkü depresyonda olduğunun farkındayım. Hemen kendime küçük bir çanta hazırladım, aynı otelde başka bir oda tuttum. Akşama misafiri gelecek diye de birlikte hazırlık yaptık. “Çok heyecanlıyım” diyordu, ben de ona moral veriyorum.

Odadan çıkarken baktım ki içiyor. “Bak” dedim, “Saat daha çok erken, adam gelmeden sarhoş olma!” “Yok yok, olmam!” dedi. “Beni sabah erkenden arama. Biz sabaha kadar sohbet ederiz. Sen alışveriş merkezi filan dolaş. Ben uyandığımda sana haber veririm, konuşuruz!” dedi. “Tamam” dedim, “Siz keyfinize bakın!” 

Saat kaçtı?

- Akşam yedi buçuk filan. Odama gittim. Kitap okudum, film izledim, 12:00 gibi yattım. Ertesi gün öğlen 12:30 gibi otelden çıkarken, sesli mesaj attım, “Filizcim, her şey yolunda mı? Ben çıkıyorum, umarım gecen güzel geçmiştir” diye. Saat 1:00 oldu, 3:00 oldu, 5:00 oldu, ses yok. Akşam 6:00 gibi odanın kapısını tıklatıyorum. Ih ıh. “Neyse, biraz daha uyusunlar!” dedim. Oldu akşam 9, odanın kapısını çalıyorum, yine ses yok. 10:00 gibi resepsiyona gidip yardım istedim. Baktık, yatak odasının kapısı da kilitli, “Bir terslik var!” dedim. Kapıyı bir açtılar, Filiz yerde, ağzından köpükler çıkıyor...

Elim ayağım boşandı, hemen 911’i aradık, polis geldi, aynı anda da ambulans... 

Peki misafir?

- Odada kimse yok, izi de yok. Gasp veya hırsızlık da yok. Hastanede anlamaya çalışıyorlar, bu kadına ne olmuş diye. “Sakinleştirici bir ilaç kullanıyor muydu, hayattan bezmiş miydi, hiç intihar etmeye çalıştı mı?” diye sordular. “Miami’ye yeni bir hayat kurmak için geldi ama bilemiyorum” diye geçiştirdim. Fakat Filiz’in fotoğrafını çekip, “Teyzeniz bu durumda” diye Dora ve Dilek’e attım. 

PARASIZLIKTAN, ÜÇ GÜN SONRA HASTANEDEN KAÇTIK

Korkmadınız mı?

- Korkmaz olur muyum? Ömrümden ömür gitti. Bu arada başka bir derdimiz de var... Hastane parasını ödeyecek durumumuz yok.

 E, ne yaptınız?

- Üç gün sonra hastaneden kaçtık. Bindik taksiye gittik. Otele de dört-beş bin Dolar borcumuz birikmiş. Yukarı çıkabilmemiz için asansör kartının aktive olması gerekiyor. Yaşadığımız sıkıntıyı anlatamam ama nasıl olsa arkadaşları gelecek, ben de paramı alacağım diye düşünüyorum.

Filiz, yeğeni Dora’yı aradı, o da 10 bin lira mı ne yolladı. Sonra Filiz demesin mi, “Edi ve Jozi beni aradı. Çok üzülmüşler başıma gelenlere. Beni acilen New York’a çağırdılar. Toplantı yapacağız. Sonra onların uçağıyla Miami’ye döneceğiz!”

Siz ne dediniz?

- “Sen benimle dalga mı geçiyorsun! Ben adamları tanımıyorum. Burada ortada kaldım. Ben niye seninle geldim ki!” dedim. O da “sen beni yalancılıkla mı suçluyorsun?” dedi. “Zaten sakinleştirici gibi bir şeyler içmişsin!” dedim. “Hayır, ben intihar etmedim!” dedi. “Hem sen benim ilaçlarımı nereye sakladın?” dedi. “Saklamadım, görmedim bile!” dedim. Resmen aptallaştım. Son 300 Dolar’la bir New York bileti aldım.

Gitti mi?

- Evet, gidiş o gidiş. Yeğeni aradı. “Sevilay beni birileri aradı Edi mi Jozi mi ne? Teyzem New York’ta fenalaşmış, onu alıp Londra’ya götürüyorlarmış! Sen Filiz’in eşyalarını alıp Türkiye’ye dönecekmişsin!” dedi.

BANA ABD SEYAHATİNDEN 20 BİN DOLAR BORCU VARDI

Siz ne yaptınız?

- Sinir içinde eşyalarını toplamaya başladım. Benim kartlarım kullanıldı, borç benim üzerimde, ne gerçek ne değil bilmiyorum. Bir baktım, Cavalli elbiselerden birinin burcunun içinde bir torba var. Açtım, 300-400 hap. Elim ayağım titremeye başladı. Biz Türkiye’den bu haplarla mı çıktık? Hemen fotoğraflarını çektim, dâhiliye uzmanı bir arkadaşıma yolladım. Allah’tan hemen cevap geldi: “Bir tür sakinleştirici. 40 yılda bir alınırsa rahatlatır ve uyutur ama bağımlılığı çok kötüdür, bırakması eroin kadar zordur!” yazmış. Hemen hepsini tuvalete döktüm. İlaçların fotoğraflarını yeğenlerine de yolladım ve Türkiye’ye döndüm. Aramaya başladılar, “Teyzem eşyalarını istiyor” “Eşyalarını istiyorsa, önce benim paramı versin” dedim. Fakat sevimsiz sevimsiz sesli mesajlar yollamaya başladı.

 Kaç para borcu vardı?

- 20 bin Dolar. Bence parası yoktu. Olsa verirdi Filiz. Bir ara hakaretler de etti, silahlı fotoğraflar yolladı. “Parasını verme bahanesiyle onu çağırıp beynine sıkacağım!” demiş yeğenine. İlaçların fotoğrafını ailesine gönderdim diye de düşman oldu bana. Birinci intihar girişimde Dora kurtarıyor, ikincide ben kurtardım, üçüncüde gitti...

BENCE EDİ VE JOZİ HAYALÎ KARAKTERLERDİ

Sonra hiç görüştünüz mü?

- Hayır. Ben savcılığa gittim, şikâyetçi oldum ama sonra paradan puldan da vazgeçtim. Bence bankada hiç parası kalmadığı için Miami’ye gitti. Orada ölmeyi istedi, bir süit’de.

Havalı bir son olsun istedi. Bana da güvenirdi. “Sen çok beceriklisin!” derdi. Şahsi kanaatim, kendini öldürecekti, ben de sonraki durumu toparlayacaktım. İngilizcem de iyi, cenazesini buraya getirecektim filan.

Mezarı da hazırdı zaten. Bütün bu işleri halledebilecek biri gerekiyordu ona ama olmadı, ölümden kurtuldu, bu da hoşuna gitmedi.

 Edi ve Jozi hayalî karakterlerdi, öyle mi?

- Bence öyle. Burada çok ciddi bir dram var. Bir insanın bitişi, yok oluşu var. Hep çok gururlu bir kadın oldu. Dışarıya hiç problem yansıtmadı. “Benim o şaşaalı hayatım devam ediyor, çok iyiyim, çok mutluyum!” mesajı verdi.

Peki, döndükten sonra evi de yok, nerede kaldı?

- Kardeşi Eda’nın evinde... Yeğeni Dora evlendiği için onun odası boşalmıştı, oraya yerleşmiş. Bunu duyunca da çok üzüldüm. Çünkü Filiz rezidanslarda yaşamış bir kadın, lüks seven, lükse alışık. Yedirememiştir bunu kendine. Bir yıl boyuncu yoktu zaten ortalıkta. Sosyal medyaya da fotoğraf koymadı. Mücevherlerini satarak bir dönem daha ayakta kalmıştır.

Peki Vatan?

- Vallahi, Vatan’a çok yazık! Aralarında bir para konusu var mıydı, yok muydu inanın bilmiyorum. Ama bence aşk meselesi değil!

 Vatan tarafından dolandırılan kadın imajı çizildi.

- O kısmı bilmiyorum. Ama aşk maşk değil. Ben size Filiz hakkında bildiklerimi anlattım... 

***

Vatan’la en son Şebnem Karaevli’nin yönettiği bir televizyonunda bir araya gelmiştim.

Arada telefonlaşırdık ama bu çok trajik bir vefat şekli olmuş.

Çok üzüldüm ve bir yorum yapamayacağım. Ahkâm kesmek için epey done var ama dilerim Emniyet Mensupları bu muammayı çözer. Hayalî kahramanlar, genç yaşta hayatını kaybeden başarılı bir sunucu, dul kalan karısı ve çocuğuna ne olacağı...

Allah rahmet eylesin…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 5 Eylül 2017

0
Mehmet Kerem Doksat’ın ÖZGEÇMİŞİ

5 Ağustos 1957’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Nöropsikiyatri Profesörü Recep Doksat’tı. Annesi Sümerbank'ta şeflikten emekli olmuştu.

İlkokulu Erzincan’da başlayıp Ankara’da bitirdi. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji (Hazırlık-Lise 1 sonu) ve Özel Adana Koleji’nde (Lise 2-3) tamamladı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Çanakkale Biga’da mecburî hizmetini yaptı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. Diyarbakır’da askerliği (1991-1992: 1. Körfez Hârbi dönemi) müteâkip, Cerrahpaşa’ya döndü. 1993 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu.

Meslekî olarak yayınlanmış altı telif kitabı, ondan fazla kitapta bölüm yazarlığı, yurt içi ve dışında yayınlanmış 100’ün üstünde makalesi mevcuttur. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerinde ders vermiştir. İÜ Adlî Tıp Enstitüsü’nde 3 sene Cinsel Sapmalar dersi vermiş, Marmara Üniversitesi İngilizce Diş Hekimliği Fakültesi’nde 7 sene hocalık yapmıştır. Cerrahpaşa'da kurduğu Ağrı ve Akupunktur Polikliniği Türkiye'de bir ilktir ve sekiz sene hizmet vermiştir. Uluslararası sitasyonlu Yeni/New Symposium (davranış bilimleri, psikiyatri ve nöroloji) dergisinin editörü, sekiz bilimsel derginin de ko-editörü olup, 10 küsur derginin de danışma kurulundadır. Yurt içi ve dışındaki muhtelif bilimsel platformlarda binin üzerinde konferans vermiş, panel ve kurs eğitimlerine katılmıştır.

Türk(iye) Psikiyatri Derneği, Ağrı Derneği başta olmak üzere pek çok meslekî derneğe üyedir. American Psychiatric Association, International Psycogeriatric Association, International Society of Bipolar Disorders ve ASCAP üyesidir. Kliniğinin Duygudurum Bozuklukları Birimi’nin kurucusu ve yöneticisi olmuştur.

Bilimsel çalışmaları klinik psikiyatri, biyolojik psikiyatri, psikofarmakoloji, duygudurum bozuklukları, hipnoterapi, “psikiyatri ve inanç sistemleri”, “dil ve psikiyatri” konularında odaklanmıştır. “Ağrı ve psikiyatri” konusunda Türkiye’de kurucu rolü olmuştur; “Evrimsel Psikiyatri’yi” de ilk defa Türkiye’ye tanıtan bilim adamıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü, Büyük Kulüp, Moda Deniz Kulübü, Levent Tenis Kulübü ve Klassis Golf and Country Club Silivri üyesidir.

53 yaşındayken, son politik baskılardan bıktığından dolayı üniversiteden emekliye ayrılmış olup, hâlen POLİMED Psikiyatri Merkezi’nde Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Neslim G. Doksat’la beraber “Beşikten Üçüncü Bahara Ruh Sağlığı” düsturuyla hizmet vermekteler… Yakınlarda intisap ettiği Beykent Üniversitesi'nde de Psikoloji Bölümü'nde Psikoloji Profesörü olarak kariyerine devam etmektedir. Neslim G. Doksat da aynı fakültede Yardımcı Doçent olmuştur.

Yorum

  • Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. İlk yazan siz olun.

Yorumunuzu bırakın

Misafir Çarşamba, 20 Eylül 2017