Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in akupunktur

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Kelimenin kökeni hemikraniya (yani yarım baş ağrısı).

Sıradan bir baş ağrısı olmayıp tedavisi mümkün nöropsikiyatrik bir hastalık olan migren, doktora en fazla başvurulan rahatsızlıklardan biridir.

***

Hormonlarının faal olduğu genç yaşlardaki kadınlarda görülme sıklığı erkeklerin üç katına ulaşmaktadır. Kadınların yaklaşık %20’sinin, erkeklerin ise %8’inin migrenli olduğu bilinmektedir. Migren baş ağrısı, zonklayıcı veya keskin olarak özellikle şakak bölgesinde sabit olur.

***

Migren Nedir?

***

Eğer baş ağrınız ataklar hâlinde ortaya çıkıyorsa bu ağrıya migren ağrısı diyebiliriz. Migren atakları kiminde yılda 1-2 defa, kiminde ise ay içerisinde defalarca görülebiliyor. Migren ağrılarının çoğunun çok şiddetli seyrettiğini söyleyebiliriz.

Migren ağrılarını şiddetli baş ağrısı olmasının dışında diğer ağrılarından ayırt eden en önemli özellikle ise ağrı ile birlikte ortaya çıkan bulantı, ses ve ışığa duyarlılıktır. Migren ağrısı olanlar baş ağrına eşlik eden bu rahatsızlıklar sebebiyle günlük işlerini tamamlamakta zorlanırlar.

***

Yine de tam bir migren teşhisi koymak için uzun bir süreç ve uzman doktor kontrolü çok önemlidir.

Migrenin Sebepleri

Migrenin nedenlerinin en başında genetik faktörler gelir.

Ailenizden birinde migren varsa migren hastası olma ihtimaliniz %40’tır. Hem annesi hem babası migren hastası olan bir kişi ise %75 oranında migren şikâyetleri yaşayabilmektedir.

***

Migren ağrısının sebeplerinden biri de hormonal değişimlerdir. Bu sebeple migren, en sık kadınlarda görülür. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre 3 kat fazla olan migren atakları özellikle âdet dönemlerinde hormonal değişimden dolayı şiddetini artırabilir.

Âdet döneminde şiddetli baş ağrısının çoğalmasını da migrene bağlayabiliriz. Bulantı kusma, ışığa ve sese hassasiyet olabilir. Genellikle tek taraflı, yoğun ve zonklayıcı tarzdadır.

***

Migren Belirtileri

Migrenin en büyük belirtisi şiddetli, zonklayıcı ve ilke olarak tek taraflı baş ağrısıdır. Migren baş ağrısı o kadar şiddetlidir ki; bir işlevin yapılmasını etkileyebilir veya kişiyi yetersiz hâle getirerek yatak istirahatını zorunlu kılar.

Migren belirtilerinden biri de tek taraflı baş ağrısıdır. Zaman zaman taraf değiştirebilen bu tek taraflı baş ağrılarında genel de bir yarıma diğer yarımdan daha fazla eğilimi vardır. Migrende baş ağrısı sıklıkla şakaklarda ve bazen göz veya gözün arkasında yerleşir.

Alın, başın arka tarafı ve kulağın hemen arkası migren baş ağrısının en çok görüldüğü yerlerdir.

***

Baş ağrısının yanı sıra migren belirtileri olarak aşırı duyarlılık-tepkisellik, depresif duygudurum, aşırı ve gereksiz neşelenme, durgunluk/donukluk, konsantrasyon ve dikkatte azalma, düşüncede yavaşlama, kelime bulma güçlüğü, konuşurken takılma, artmış ışık-ses-koku duyarlılığı (foto-fonofobi), kenarlardan titreyerek ışık gelmesi (scintillating spectrum) esneme, uyuma isteği, açlık, tatlı yeme isteği, iştah artışı veya iştahsızlık, aşırı su içme, karında şişlik hissi, kabızlık veya ishal hali de sıklıkla gözlenir.

Migren ağrısı esnasında ışığa ve sese karşı artmış hassasiyet artışı o kadar şiddetli olabilir ki; bunlara maruz kalma ağrının şiddetini artırabilir. En bilinen bir başka migren belirtisi ise kokuya karşı artan duyarlılıktır. Bu sebeple parfüm gibi hoş kokulardan dolayı bulantının artması ve kusma görülebilir.

***

Migrenin Aurası

Migren belirtilerinden bir diğeri de “auralardır”. Şiddetli baş ağrısından hemen önce görülen bazı nörolojik belirtilere “aura” denir. Görmeye ait veya duyusal olabilir. Migren aurası ağrının başlamasından önce veya ağrının ilk gelişme döneminde olur. Oldukça kısa sürelidirler; 10 ila 30 dakika arasında ortaya çıkıp, genellikle 20 dakika sürerler.

Görsel aura: Hastalar titrek parıldayan ışıklar tarif ederler.

Duyusal aura: Migrenin duyusal aurası. El ve dilde veya ağız ve çenede uyuşma, karıncalanma şeklindedir.

Migren Çeşitleri

Migren çeşitlerinde doğru tedavi için çok önemlidir. Migrenin doğru değerlendirebilmesi için mutlaka ne tip migren olduğunu uzman bir doktora danışmalısınız.

En sık görülen migren tipi “aurasız migrendir”. Migren ağrısına sahip olanların çoğunda aurasız migrene rastlanır. Migrenin diğer bir çeşidi olan auralı migrene sahip olanlarda da kimi zaman  aurasız ataklar görülebilir. Bu anlamda, migren biyo-davranışsal bir bozukluk olup, Bipolar Bozukluk’la da iç içedir. Adeta kısa çekilmiş filmi gibidir. Böyle hastalarda Duygudurum Dengeleyicileri (ağrı üzerinde etkisi olan) verilebilir: Valproik asid + valproat (Depakin) gibi. Lyrica (pregabalin) da Yaygın Anksiyete Bozukluğu ile beraber seyreden vak'alarda etkili olur. Bazen novamin sülfon (Novalgin Ampul) içilerek kullanılırsa çok etkili olabilmektedir.

Migreni Neler Tetikler?

Migren tetikleyicileri kişiye göre farklılık gösterebilir. Aynı kişide bir atağı farklı bir neden tetiklerken, bir başka migren atağını farklı bir sebep tetikleyebilir. Bu nedenle bütün tetikleyicilere dikkat etmenizde fayda vardır.

Mesela peynir ve çikolata gibi bazı yiyecekler migreni tetikleyebilir. Bunun yanı sıra öğün atlamak veya öğünü geciktirmek, yeterli su içmemek de migren ataklarına neden olabilir.

Uyku düzeni de migren için önemlidir. Az veya faza uyumak, yoğun egzersiz yapmak ve uzun süreli yolculuklar da migren ağrısına neden olabilir. Çevresel etkenler de migren ağrılarınızı tetikleyebilir.

Çok parlak ve yanıp sönen ışıklar, keskin kokular ve iklim değişiklikleri migren ağrılarınızı etkiler. Bunların yanı sıra duygusal ve psikolojik faktörler ve kadınlardaki hormonal değişimler de migreni en çok tetikleyenler arasında sayılır. 

Migrene iyi gelen yiyecekler olmasa da migrene iyi gelmeyen yiyeceklere mutlaka dikkat etmek gerekir. Mesela çikolata, kakao, bakla, kuru fasulye, mercimek ve soya ürünleri, çeşitli deniz ürünler, sakatatlar, alkollü içecekler,  hazır et ve tavuk suyu tabletleri, konserveler, çağ kahve ve asitli içecekleri,  incir, kuru üzüm, papaya, avokado, muz ve kırmızı erik,  fıstık ezmesi gibi migreni tetikleyebilecek yiyecek ve içecekler konusunda dikkatli olunmalıdır.

Migren Tedavisi

Migren tedavisinde ilk süreç, migren hastasının şikâyetleri doktor tarafından değerlendirildikten sonra klinik olarak teşhis konulmasıdır.  Beyne ait bazı hastalıklardan şüphelenildiği zaman bunları dışlamak üzere incelemeler yapılır. Tekrarlayıcı baş ağrısı olan hastalara hiç olmazsa bir kez beyin görüntülemesi (beyin tomografisi BT) yapılarak migreni taklit edebilecek hastalıklar araştırılmalıdır. Uygun tedavi ile hastalar migren ataklarından kurtulabilirler. Migren tedavisinde migren teşhisi konduktan sonra ağrılar seyrek ise; ağrı ataklarını geçirmeye yönelik kriz tedavisi planlanır.

Haftada 1-2 kere veya daha fazla atak olduğunda koruyucu tedavi yapılmalıdır. Migren tedavisinde bazen sadece migreni tetikleyen faktörlerin (açlık, uykusuzluk, hormon kullanımı gibi) ortadan kaldırılmasıyla ağrı atakları kaybolabilir veya sıklığı, şiddeti azaltılabilir.

Aynı şekilde uzman kontrolünde kullanılan ilaçlar da migren tedavisinde çok önemlidir. Günde sadece bir kez doktor kontrolünde alınan ilaçlarla yıllar boyu ağrısız bir hayat sağlanabilmektedir.

Etkili bir baş ağrısı tedavisi için ilaçlar ve günlük rutininin değiştirilmesi çok önemlidir.  Eğer günlük hayatınızı migrene göre planlamazsanız sadece migren ilaçlarını kullanmanız fayda sağlamayacaktır.

Günlük hayatınızda bu konulara mutlaka dikkat edin;

Baş ağrısı takvimi veya baş ağrısı günlüğü tutmak

Az ya da fazla uyumamak.

Düzenli egzersiz yapmak

Stres ile başa çıkma yollarını öğrenmek

Uygun bir kiloya erişmek

Alkolden kaçınmak

Migren İlaçları

Migren tedavisinde ilaç kullanmak ilk akla gelen koruyucu yöntemlerden biri olsa da mutlaka uzman bir doktorun tavsiyesi ile alınmalıdır. Doğru migren ilaçları migren ataklarını sonlandırabilir. Migren ağrınıza eşlikçi bir bulantınız da varsa bulantı (Motilium) ve migren ağrısını önleyen ilaçları bir arada kullanmak faydalı olabilir. Ancak eş, dost tavsiyesi ile migren ilacı kullanılmamalıdır. Arkadaşınıza iyi gelen bir migren ilacı size iyi gelemeyebilir.

Migren ilacı kullanıyorsanız dikkat etmeniz gerekenlerin başında ilacı her zaman yanınızda bulundurmanız gerektiğidir. Atak belirtilerini anlar anlamaz migren ilacını kullanmanızda fayda var. Ne kadar erken alınırsa o kadar etkili olur. Aynı şekilde haftada 2-3 gün migren ilacı kullanmak da bir süre sonra vücutta tolerans geliştireceği için migren ağrınızın sebebi hâline gelmeye başlarlar. Bu da migren tedavisini daha da zorlaştırabilir.

Eğer migren ilaçları işe yaramıyor ve ataklar çok sık ve şiddetli şekilde ilerliyorsa “koruyucu tedavi” denemelisiniz. Koruyucu tedavi sırasında alınan ilaçlar ağrı kesici ilaçlardan farklı olup, daha çok migren eşiğini yükseltmeye yöneliktir.

Migrenden “Botoks” İle Kurtulun!

Migren tedavisindeki bir başka yaklaşım ise yüzdeki kırışıklıkları yok etme amacı ile kullanılan botoks. Botoks yaptıran migrenli hastaların baş ağrılarının azaldığının fark edilmesi migren tedavisinde botoks kullanımının yolunu açtı. Yapılan araştırmalar 3 aydan fazla bir süre boyunca, ayda 15 veya daha fazla gün, migren karakterinde baş ağrısı olarak tanımlanan kronik migren tedavisinde botoks uygulamasının etkili olduğu gösterdi. Bu etkinin, botoks’un, sinir sonlanma bölgelerinde bazı nörotransmitterlerin salıverilmesini engellemesi yoluyla iltihabî ağrıyı önlemesinden kaynaklandığı düşünülüyor.

Migren tedavisinde Botoks; alın, şakaklar, ense ve boyun bölgesine uygulanıyor. Kozmetik amaçla sadece yüz bölgesinde uygulanan botoks, migren tedavisinde bundan farklı olarak alın, şakaklar, ense ve boyun bölgelerinde belirli noktalara cilt altına botulinum toksini iğne ile verilerek uygulanıyor. Çoğu durumda uygulamaların etkisi yaklaşık 3-4 ay süreceğinden tedavinin devamı için tekrarlanması gerekiyor.

Migren için botoks tedavisi güvenilir olması için nöroloji uzmanı tarafından uygulanmalı…

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’den sonra ülkemizde de onaylanmış olan kronik migren tedavisinde botoks uygulanmasının güvenilir olması için bir nöroloji uzmanı tarafından yapılması büyük önem taşıyor.

Nöral terapi Migren Ağrılarına İyi Geliyor

1926 yılında migrenli bir hastanın tedavisi sırasında keşfedilen Nöral terapi tedavisi dünyada ve 2008 yılından itibaren Türkiye’de de uygulanan bir yöntemdir. Nöralterapi; kısa etkili lokal anesteziklerle yapılan bir iğne tedavisidir. Otonom sinir sisteminin yeniden düzenlenmesi esasına dayanmaktadır. Komplikasyonu yok denecek kadar azdır ve hamileler dâhil bütün yaş gruplarına uygulanabilmektedir.

Nöral terapi ve bütüncül yaklaşım migren tedavi başarı şansını yükseltmiştir. Nöral terapi, migrenin derecesine bağlı olarak tetik nokta enjeksiyonları, elle terapi, gangliyon blokajları, ilaç ve şelasyon gibi kombine tedavilerle desteklenebilmektedir.

Kişiye Özel Bir Tedavi Planı Belirlenmeli

Migren şikâyeti yaşayan kişilerin geçmiş hikâyesi incelenmeli, baş ve boyun bölge muayenesinin ardından nedene yönelik olarak kişiye özel bir tedavi planı çıkartılmaktadır.

Muayene sırasında kas yapılarını incelemek gerekir. Boyun ve sırt bölgesindeki bir tetik nokta örneğin adale kasılması, kulunç girmesi (adale spazmı) de enseden başlayan, tek taraflı göz ve yüz ağrısına neden olabilir.

Hastanın su tüketimi, nasıl beslendiği, uyku düzeni, stres derecesi, çevresel şartları, mide bağırsak durumları belirlenmelidir. Çünkü fizyolojik bozukluklar da ağrının fazla algılanmasını sağladığı gibi ağrıyı tetikleyebilir.

Günümüzde pek çok insan boyun ve sırt ağrısı yaşamaktadır ve bunlara ek olarak gelişen baş ağrıları da migren teşhisiyle oldukça sık karıştırılmaktadır.

Migren hastalığında beyin cerrahisi, nöroloji, psikiyatri, fizik tedavi bölümleri ile mültidisipliner bir yaklaşım gereklidir. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki; hastaların aslında %53’ü psikojenik faktörlere veya hastalık sonrası gelişen psikiyatrik bozukluğuna bağlı olarak ağrılar çekmektedir. Bu sebepten her hastaya aynı yöntemi kullanmak doğru bir yaklaşım değildir.

Migreni Olanlar Hangi Egzersizleri Yapmalı?

Yapılan araştırmalar migrene iyi gelenler arasında hafif egzersizler yapmanın öneminin büyük olduğunu gösteriyor. Hafif egzersizler migren ataklarının sıklık ve şiddetini azaltabilir ve migrenin koruyucu tedavisinde faydalı olabilir. Migren ağrılarınız var ise sizi çok fazla yormayacak, düzenli bir aerobik egzersiz programı uygulayabilirsiniz. Bunun yanı sıra hayatınızda migren varsa jogging, yüzme, dans, bisiklet ve tempolu yürüyüş de tercih edebileceğiniz egzersiz seçeneklerinden.

Migren Depresyona Neden Olur mu?

Kronik migren ağrıları olan kişilerde depresyon ve anksiyete belirtilerine daha çok rastlanır. Kronik migrenin tanımı ise 3 ay süre ile iki günde bir veya daha sık baş ağrılarına sahip olmanızdır. Migren ağrılarınız kronik olmasa da eğer depresyon ve anksiyeteye sahipseniz bu durum migren ağrılarınızın artmasına neden olur. Migren tedavisinde depresyon ve anksiyetenin de (endişe) tedavi edilmesi çok önemlidir.

Hangi Besinler Migren Atağına Neden Olur?

Migrene neden olan besinleri peynirler ve tiramin içeren besinler şeklinde özetleyebiliriz.

Tiramin, besin bekletildikçe, proteinlerin yıkılması neticesinde ortaya çıkar. Yıllandırılan yüksek protein içerikli besinlerde tiramin miktarı da artar. Özellikle peynirler ve şaraplar Chianti), alkollü içecekler ve işlenmiş etlerin bol tiramin içermesi nedeniyle migrene neden olduğunu söyleyebiliriz.  Hangi peynirler migreni daha çok etkiler sorusunun cevabı ise yüksek tiramin içermeleri sebebiyle; rokfor ve benzeri küflü peynirler (stilton, gorgonzola), Çedar, Beyaz peynir, Mozzarella, Permesan, İsviçre peyniri diyebiliriz.

Alkol: Kırmızı şarap, bira, viski ve şampanya migren dostudur. Migren ağrısını çabucak tetikleyebilir.

Gıda koruyucuları: Gıda koruyucuları içlerinde bulunan nitratların damarları genişletmesi nedeniyle migreni tetiklerler.

Soğuk gıdalar: Özellikle vücut ısısının yükseldiği egzersiz, yürüyüş esnasında veya sıcak havalarda tüketilen soğuk gıdalar bazı kişilerde migren ağrısına sebep olabilir. Özellikle alın ve şakaklarda hissedilen ağrı genellikle birkaç dakika sürer. Ayrıca çok soğukta kalmak da migreni tetikleyebilir.

Bunların dışında migrene iyi gelmeyen gıdaları şöyle sıralayabiliriz;

Kuruyemişler ve kabuklu yemişler

Tütsülenmiş veya kurutulmuş balık

Fırınlanmış mayalı yiyecekler (kek, ev yapımı ekmek, sandviç ekmeği)

Muz, narenciye ürünleri (portakal, mandalina, turunç vb), kivi, ananas, frambuaz, kırmızı erik

Bazı kuru meyveler (hurma, incir, üzüm)

Et, bulyon ile yapılmış çorbalar (gerçek et suyu için geçerli değildir)

Aspartam ve diğer tatlandırıcılar

Kafein Migrene İyi Gelir mi?

Evet, kafein migrene iyi gelir.  Migren ilacınıza kafein eklemeniz ilaçların baş ağrısına karşı nerdeyse %40 daha fazla etki etmesini sağlıyor (mesela asetaminofen: Vermidon Tablet gibi). Migren ilacı kullanırken kafein içeren ilaçlar kullanırsanız hem daha düşük dozda ilaç kullanır hem de ilacın daha etkili olduğunu görebilirsiniz. Ancak kafein içeren ilaçların da diğer bütün baş ağrısı ilaçları gibi çok fazla kullanılması rebound baş ağrısına (geri tepme baş ağrısı) neden olur.

Ayrıca kafein içeren ilaçlar faydalı olsa da kafein içeren gıdalar tavsiye edilmez. Kahve, çay, meşrubatlar veya çikolata kişiyi rebound (geri tepme) baş ağrılarına daha duyarlı hale getirebilir. Migren ilaçlarının hepsi doktor gözetiminde kullanılmalıdır.

Hemikraniya Kontinua’da ise sadece indometasin (Endol süppozituar) etkilidir. Çok eskiden bir hastam “Doktor Bey, baş ağrım geçti ama basurum kanıyor” deyince karşılıklı gülüp Hemoralgine Pomad yazmıştım.

ENDOL ile ilgili görsel sonucu

Surmatriptan artık pek kullanılmıyor; zolmitriptan, Aspirin ve diğer non-steroid antienflamatuar ilaçların yanı sıra, 75 ila 150 mg amitriptilin (Laroxyl) en çok tercih edilen ilaçlardır.

Yatkın vakalarda hipnoterapi işe yarayabilir. Akupunktur da faydalı olabilir.

Sağlık, esenlik, kardeşlik ve akılla dolu yaşamaya devam…

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 27 Mayıs 2017 Cumartesi

300 kez okundu
0

Posted by on in Bilimsel

Sevgili Mekâncılar,

Eskiden Histeri başlığında toplanan başka bir hastalıktan da bugün bahsetmek istiyorum.

Fibromiyalji yani yaygın kas-iskelet ağrıları, yorgunluk, dinlendirici olmayan uyku, ishal, karında kramplar, sabah sertliği- tutukluğu gibi yakınmalarla seyreden bir hastalıktır. Bunların süresi 30 dakikayı aşarsa ciddiye alınmalıdır

Sebebi hâlâ bilinmiyor. Kronik bir ağrı sendromudur. Görülme sıklığıyla ilgili yapılan çalışmalarda farklı oranlar bildiriliyor ama kadınların %3.5’ini ve erkeklerin %0.5’ini etkilediğini söylemek mümkün.

fibromiyalji tetik noktaları ile ilgili görsel sonucu

 

Türkiye ile ilgili net rakamlar yok; önceden belirlenmiş 11 noktadan 8 veya dokuzuna bastırıldığında bu teşhis kolayca konur; çünkü hastanın canı acır.  

Ancak uzmanların gözlemi, bu oranın daha yüksek olduğu yönünde.

Pratisyen hekimlere başvuran hastaların %6’sını, fizik tedavi ve rehabilitasyon ile romatoloji polikliniklerine başvuran hastaların yüzde 30’a yakınını fibromiyalji hastaları oluşturuyor.

Fibromiyalji kendini nasıl gösterir?

Fibromiyalji hastaları genellikle boyun ve sırt bölgesinde yaygın ağrılar, sabah kalktığında dinlenmiş uyanamama (dinlendirici olmayan uyku) ve yorgunluktan şikâyet ederler.

Ağrı genellikle boyun ve sırt bölgesinde yoğunlaşsa da bel, kollar ve bacaklarda da olabilir.

Ağrı keskin olmaktan çok yaygın, sızlama veya yanma şeklindedir. A Delta sinir liflerince taşınan ağrıya birinci ağrı (ağrının yerini belirtir), multimodal C lifleriyle taşınanına ise ikinci ağrı denir (yer belirtmez ama sızlama ve huzursuzluk verir.

Hastanın yakınmaları psikolojik gerginlik, fiziksel yorgunluk, soğuk hava, uykusuzluk gibi durumlarda şiddetlenir.

Başka sorunlardan ayıran başlıca özellikleri nelerdir?

Fibromiyalji ağrı, yorgunluk, iğnelenme-karıncalanma ve benzeri gibi pek çok farklı sistemi ilgilendiren şikâyetlerle ile seyrettiği için teşhis konması aşamasında benzer şikâyetlerle seyreden hastalıklardan ayrımı çok titizlikle yapılmalıdır.

Özellikle ayırım yapılması gereken hastalıkların başında Kronik Yorgunluk Sendromu gelir.

Hipotirodi (tiroid bezinin az çalışması) de yorgunluk, adale ağrıları yapan bir hastalıktır.

Ancak iyi bir anamnez alınarak ve yapılan tiroid fonksiyon testleri ile kolaylıkla teşhisi konabilir.

Kimlerde daha sık görülür?

Stres ve depresyon gibi psikolojik etkenlerden söz etmek mümkün mü?

Hastaların yüzde 85’den fazlası kadındır. Sıklıkla 30-50 yaş arasında görülür. Ayrıca düşük sosyoekonomik düzeyde görülme sıklığını artar.

Stres ve depresyon ile fibromiyalji arasında yakın bir ilişki olduğu belirgindir.

Yapılan çalışmalarda fibromiyalji hastalarının %50’den fazlasının Majör Depresyon geçirmiş veya geçirmekte olduğu tespit edilmiştir.

Ayrıca psikolojik stres, yakınmaları şiddetlendiren önemli bir faktördür. Ancak buradan fibromiyaljinin psikolojik kökenli bir sendrom olduğu anlamı çıkarılmamalıdır.

Bir fibromiyalji hastasına yapılabilecek en yanlış yaklaşım olayı tamamen psikolojik bir sorun olarak anlatıp “senin bir şeyin yok şeklinde” bir açıklama sunmaktır.

Cinsiyet, yaş ve meslek gibi etkenlerin rolü nedir? Kimler risk grubundadır?

Kadınlar erkeklere göre 9 kat fazla etkileniyor. Düşük eğitim ve gelir düzeyi de önemli oranda riski arttırıyor.

Fibromiyalji teşhisi konanlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Fibromiyalji gerçek ve objektif bir hastalıktır.

Şikâyetler hastanın kafasından uydurduğu veya psikolojik dengesizliklerinin yarattığı şeyler değildir. Hayatı tehdit eden bir hastalık değildir ancak hayat kalitesini bozmaktadır.

Hastalar hastalıklarını iyi tanımalıdır. Şikâyetlerini arttıran sebepler tespit etmelidir. Bunları kontrol altına almaya yönelik çaba göstermelidirler. İlaç ve ilaç dışı tedavilerinin planlaması konusunda da mutlaka hekimlerden yardım almalılar.

Eskiden böyle hastalara Parafon (500 mg parasetamol ve adele gevşetici) gibi ağrı kesiciler ve Lyrica (pregabalin) gibi ağrıya da, duygudurum bozukluklarına da iyi gelen ilaçların yanı sıra, amitriptilin (Laroxly 10 ila 150 mg) gibi ilaçlar verilirdi.

Hâlbuki artık girişimci yöntemler (lokal anestetikle yapılan periferik sinir blokları) ve asetilsalisilik asid (Aspirin) benzeri NSA’lar (steroid olmayan ağrı kesiciler) çok faydalı oluyor.

Fibromiyalji (FM), yaygın kas iskelet sistemi ağrısı, uyku bozukluğu ve yorgunluğun çoğu kez birlikte bulunduğu kronik bir ağrı...

Fibromiyalji nedir?

Yaygın kas iskelet sistemi ağrısı, uyku bozukluğu ve yorgunluğun çoğu kez birlikte bulunduğu kronik bir ağrı sendromudur. Fibromiyaljili kişilerde irritabl barsak sendromu, kronik baş ağrısı, depresyon, anksiyete, huzursuz bacak sendromu, temporomandibular eklem işlevi bozukluğu, kronik yorgunluk sendromu ve irritabl mesane sendromu gibi bazı semptom veya sendromlara sık rastlanmaktadır.

Genel polikliniklere başvuruların %5–6’sını, romatoloji polikliniklerine yeni başvuranların %10-20’sini fibromiyaljili hastalar oluşturmaktadır.

Fibromiyalji belirtileri ve tipik özellikleri

Hafıza problemleri, düşünce bozuklukları,

Ellerde ve ayaklarda uyuşukluk ve karıncalanmalar,

Çarpıntı

Azalmış egzersiz toleransı

Bağırsak şikâyetleri (gaz, kabızlık, ishal)

Üzgün veya depresif duygudurum

Hipertansiyon (145/95 mm Cıva veya üstü) veya migren baş ağrısı

Gün boyunca yorgunluk hissi

Dinlenemeden uyanmış olma hissi (sürekli uykudan uyanma)

Nosiseptif (ağrı doğurucu) uyarılar sebebiyle, ağrının azaltılması ile hissedilen genel hassasiyet.

Çeşitli organları kapsayan psikosomatik semptomlar (hassas bağırsak sendromu, sık sık işeme, kardiyak semptomları, jinekolojik sorunlar)

Nörolojik sorunlar (vücutta uyuşma görülme, sinirli ve iğneleyici olma, gergin olma hâli, baş ağrısı)

Ruhsal rahatsızlıklar (depresyon, anksiyete, ağır depresyon ise nadir görülmektedir.)

Bilişsel sorunlar (konsantrasyon bozukluğu, yeni şeyler öğrenme güçsüzlüğü)

Kişiye göre değişen ödem hassasiyeti,

Hastaların % 30-50’si eklem hipermobilitesine sahiptir (kolları bacakları her yöne kolayca oynar ve Ehler Dannos Sendrmuyla karıştırılabilir.

Vücudun üst kısmı ile sınırlı olan kızarma eğilimi (eritema fugaks) ve diğer taraftan soğuk ekstremiteler bu hastalarda yüksek oranda görülmektedir.

Semptomlar dış faktörler (hava değişiklikleri, çeşitli rahatsızlıklar) ve iç faktörlere (stres faktörü) bağlı olarak değişmektedir.

Fibromiyalji ayrı bir hastalık oluşumu değildir ancak belirti ve bulguların bir birleşimidir.

Fibromiyalji hastaları sürekli olarak strese ağrı hissinin iletim sistemlerini bozacak istisnai bir şekilde reaksiyon gösterirler

Fibromiyaljiyle, bu hastalıkları karıştırmayın

Bel ve boyun ağrıları

Kronik yorgunluk sendromu

Depresyon

Hipotiroidi

Uyku bozuklukları

Fibromiyaljide tedavi

Her hastanın ayrı ayrı ele alınıp tedavi programının hastaya özel düzenlenmesi gerek. Hastaların uzun süre ilaç kullanımına sığınmaması gerekir. “Özellikle psikiyatrik ilaçlardan fayda görebileceğini düşünen kişiler uzun süre bu ilaçları kullanıyor. Tabii bu da daha sonra bağımlılık yapıyor” diye söylemlere kanmayın. Hiçbir antidepresan bağımlılık yapmaz.

Ancak Benzodiazepin grubu ilaçlardan kısa etkili olanları buna sebep olabilir (Ativan: Lorazepam) veya Xanax (alprazolam: bir benzodiyazepin türevi) kısa sure verilirse bağımlılık yapar.

Sonuçta fibromiyalji tedavi edilmemiş oluyor. Psikiyatrik ilaçların ancak eşlik eden bir psikolojik bozukluk varsa kullanılmasını tavsiye ediyoruz dendiğinde daha gerçekçi olur.

Ağrı kesicilerin kullanımında da (parasetamol gibi) böbrek, mide ve tansiyon problemleri gibi yan etkiler ortaya çıkabilmektedir.

Fibromiyalji hastalığının tedavisinde en önemli prensibin hasta-hekim işbirliğidir. Öncelikle hastayı hastalığı hakkında bilgilendirmek, hastalıktan korunma yollarını öğretmek çok önemlidir.

Tedavi, değişik bulguların olması sebebiyle hastaya özel düzenlenir. Hekim tarafından belirlenen PRP uygulamaları, fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri, egzersiz programı fibromiyalji tedavisinde en önemli yeri tutmaktadır.

Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışma sonuçlarını paylaşarak, PRP yöntemi ile fibromiyalji hastalığında asıl sebep olan fibrozitleri (ağrılı adale düğümleri) yok etmenin mümkün olduğu bilgisini veriyor.

Fibromiyaljili kişinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek, fibrozitleri çözerek tedavi artık mümkündür.

PRP yönteminde, sertleşen adale düğümcükleri içine, kişiden alınan kanın işleme tabi tutularak, trombosit (kandaki çekirdeksiz hücreler) dediğimiz kısmının verilmesiyle, doku içindeki sertleşmeler azalmakta ve fibrozitin düzelmesiyle ağrı ve kas spazmı oluşturan faktörlerin de salıverilmesi durmaktadır.

Adele spazmının ortadan kalkmasıyla, vücutta kas spazmına bağlı olarak oluşan belirtiler de genellikle ortadan kalkmaktadır.

Elle uygulanan şiropraksi gibi terapi yöntemleriyle de adale uzunluğu arttırılmakta ve sonrasında hastaya özgü verilen egzersizler ve önerilerle fibromiyalji hastalığını hasta unutmaktadır. Yani bir nevi ağrı hafızası kaybı elde edilir. Akupunktur ve hipnoz da çok işe yarar ama naltrekson verildiğinde (vücudun kendi imal ettiği bir ağrı kesici – bağımlılık önleyici madde) akupunkturun etkisi ortadan kalkar; derin hipnozda ise haftalarca sürebilir.

Fibromiyalji tedavisinde tedavi seçenekleri

Fibromiyaljinin tedavisinde, Fizik Tedavinin ve ilaç tedavisinin çok önemli yeri bulunuyor. Fizik Tedavi uygulamalarından örnekler:

Elektroterapi Uygulamaları (TENS: Trans Kütanöz Sinir Uyarımı, Ultrasonografi Tedavisi, Enterfrensiyel Akımlar, Biofeedback, Hvgs), Sıcaklık Ajanları, Doku Masajı, Klasik Masaj, Germe Gevşeme Eğitimleri, Bölgesel Enjeksiyonlar, Ozon Tedavisi, Prp (Trombositten Zengin Plazma), Nöral terapi, Proloterapi, Manipülasyon ve benzeri gibi yöntemler etkili olur.

Fibromiyalji (FM), yaygın kas iskelet sistemi ağrısı, uyku bozukluğu ve yorgunluğun çoğu kez birlikte bulunduğu kronik bir ağrı sendromudur...

Fibromiyalji nedir?

Fibromiyalji (FM), yaygın kas iskelet sistemi ağrısı, uyku bozukluğu ve yorgunluğun çoğu kez birlikte bulunduğu kronik bir ağrı sendromudur.

Fibromiyaljili kişilerde irritabl barsak sendromu, kronik baş ağrısı, depresyon, anksiyete, huzursuz bacak sendromu, temporomandibular disfonksiyon, kronik yorgunluk sendromu ve irritabl mesane sendromu gibi bazı semptom veya sendromlara sık rastlanmaktadır.

Genel polikliniklere başvuruların %5–6’sını, romatoloji polikliniklerine yeni başvuranların %10-20 sini fibromiyaljili hastalar oluşturmaktadır.

Fibromiyalji belirtileri ve tipik özellikleri

Hafıza problemleri,düşünce bozuklukları

Ellerde ve ayaklarda uyuşukluk ve karıncalanmalar,

Çarpıntı

Azalmış egzersiz toleransı

Barsak şikâyetleri (gaz, kabızlık,ishal)

Üzgün veya depressif duygudurum

Tansiyon veya migren Baş Ağrısı

Gün boyunca yorgunluk hissi (fatik)

Dinlenemeden uyanmış olma hissi (sürekli uykudan uyanma)

Noniseptif uyarılar nedeniyle, ağrının azaltılması ile hissedilen genel hassasiyet,

Çeşitli organları kapsayan psikosomatik semptomlar (hassas bağırsak sendromu, sık sık işeme, kardiyak semptomları, jinekolojik sorunlar)

Nörolojik sorunlar (vücutta uyuşma görülme, sinirli ve iğneleyici olma, gergin olma hali, baş ağrısı)

Ruhsal rahatsızlıklar (depresyon, anksiyete, ağır depresyon ise nadir görülmektedir.)

Bilişsel sorunlar (konsantrasyon bozukluğu, yeni şeyler öğrenme güçsüzlüğü)

Kişiye göre değişen ödem hassasiyeti

Hastaların % 30-50'si eklem hipermobilitesine sahiptir.

Vücudun üst kısmı ile sınırlı olan kızarma eğilimi (eritema fugaks) ve diğer taraftan soğuk ekstremiteler bu hastalarda yüksek oranda görülmektedir.

Semptomlar dış faktörler (hava değişiklikleri, çeşitli rahatsızlıklar) ve iç faktörlere (stres faktörü) bağlı olarak değişmektedir.

Fibromiyalji ayrı bir hastalık oluşumu değildir ancak belirti ve bulguların bir kombinasyonudur.

Fibromiyalji hastaları sürekli olarak strese ağrı hissinin iletim sistemlerini bozacak istisnai bir şekilde reaksiyon gösterirler

Fibromiyaljiyle, bu hastalıkları karıştırmayın

Bel ve boyun ağrıları

Kronik yorgunluk sendromu

Depresyon

Hipotiroidi

Uyku bozuklukları

Fibromiyaljide tedavi

Her hastanın ayrı ayrı ele alınıp tedavi programının hastaya özel düzenlenmesi gerek. Hastaların uzun süre ilaç kullanımına sığınmaması gerektiğini vurgulamak gerekir. "Özellikle psikiyatrik ilaçlardan fayda görebileceğini düşünen kişiler uzun süre bu ilaçları kullanıyor. Tabii bu da daha sonra bağımlılık yapıyor. Sonuçta fibromiyalji tedavi edilmemiş oluyor. Biz psikiyatrik ilaçların ancak eşlik eden bir psikolojik bozukluk varsa(!) kullanılmasını tavsiye ediyoruz. Ağrı kesicilerin kullanımında da böbrek, mide ve tansiyon problemleri gibi yan etkiler ortaya çıkabilmektedir.

 

Hiçbir antidepresan bağımlılık yapmaz ama mesela Efexor ve eşdeğerlerinde kesilme sendromu çok görülür. Bu da hidroksizin (Atarax), çok ender olarak uzun etkili Diazem gibi uzun etkili benzodiyazepinlerler bunlara engel olur ama yeşil reçeteye tabidir.

Fibromiyalji hastalığının tedavisinde en önemli prensibin hasta-hekim işbirliğidir. Öncelikle hastayı hastalığı hakkında bilgilendirmek, hastalıktan korunma yollarını öğretmek çok önemlidir.

Tedavi, değişik bulguların olması nedeniyle hastaya özel düzenlenir. Hekim tarafından belirlenen PRP uygulamaları, fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri, egzersiz programı fibromiyalji tedavisinde en önemli yeri tutmaktadır.

Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışma sonuçlarını paylaşarak, PRP (Plateletten yani trombositten Zengin Plazma) yöntemi ile fibromiyalji hastalığında asıl sebep olan fibrozitleri (ağrılı kas düğümleri) ortadan kaldırmanın mümkün olduğu bilgisini veriyor.

Fibromiyaljili kişinin bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek, fibrozitleri çözerek tedavi artık mümkündür. PRP yönteminde, sertleşen kas düğümcükleri içine, kişiden alınan kanın işleme tabi tutularak, trombosit dediğimiz kısmının verilmesiyle, doku içindeki sertleşmeler yok olmakta ve fibrozitin kaybolmasıyla ağrı ve kas spazmı oluşturan faktörlerin de salıverilmesi durmaktadır.

Adale spazmının yok olmasıyla, vücutta spazma bağlı olarak oluşan belirtiler de yok olmaktadır. Uygulanan manuel terapi yöntemleriyle de kas uzunluğu arttırılmakta ve sonrasında hastaya özgü verilen egzersizler ve önerilerle fibromiyalji hastalığını hasta unutmaktadır.

Fibromiyalji tedavisinde tedavi seçenekleri

Fibromiyalji'nin tedavisinde, Fizik Tedavi'nin ve ilaç tedavisinin çok önemli yeri bulunuyor. Fizik Tedavi uygulamalarından örnekler:

Elektroterapi Uygulamaları (Tens, Ultrasonografi Tedavisi, Enterfrensiyel Akımlar, Biofeedback, Hvgs),

Sıcaklık Ajanları,

Doku Masajı,

Klasik Masaj,

Germe Gevşeme Eğitimleri

Bölgesel kısa etkili anestetik madde enjeksiyonları,

Ozon Tedavisi,

Prp (Trombositten Zengin Plazma),

Nöralterapi,

Proloterapi,

Manipülasyon vb gibi işe yarayabilmektedir.

Herkese sevgi, sağlık, dayanışma ve bütünleşmeyle dolu günler diliyorum.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 17 Nisan 2017 Pazartesi

638 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sonunda bunu da yapmışlar! 

****

İstanbul’da hizmet vermeye başlayan Manevi Şifa Merkezi ilklere imza atmış.

Cin hastanesi olarak da bilinen merkezde İslami tedavi yöntemleriyle, Kur’ân

okunarak büyü bozuluyor ve cin çıkartılıyor.

 


**

İstanbul’un İkitelli semtinde iki hafta önce açılan Manevi Şifa Merkezi beş

katlı binası ve üzerinde yazan metafizik, bioyenerji, hacamat (bardak çekme),

sülük tedavi, ruhsal terapi yazılarıyla dikkat çekiyor. Türkiye’nin ilk büyü

bozma ve musallat tedavi merkezi olan yer, Mall of İstanbul alışveriş

merkezinin karşısında yer alıyormuş.

 ***

Merkez sosyal medyada, özellikle facebook sayfaları üzerinden yapılan

paylaşımlarla müşteri çekiyor ve çalışanları kendi internet kanalları üzerinden

yaptıkları yayınlarla uygulamalarını anlatıyormuş.

*** 

Merkezde 10’dan fazla “metafizik uzmanı” giydikleri “beyaz doktor önlükleriyle” büyü bozma, astral seyahat, manuel terapi, akupunktur, iskelet sistemini düzeltme, hacamat (bardak çekme), sülük tedavisi ve manevi ameliyat gibi birçok alanda hizmet veriyormuş.

 ***

Çalışanları merkezin, Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı olduğunu iddia ediyor ve “uzmanlarının” sertifikalı şifacılar olduğunu belirtiyormuş. Ancak İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Özel Yataklı Şube Müdürlüğü, İlçe Denetleme Merkezi böyle bir yerin olduğundan haberleri olmadığını söylüyormuş.

 ***

Merkeze gidildiğinde Sağlık Bakanlığından denetime gelen kişilerin 10 dakika önce binadan ayrıldığını öğrenmişler. Bunun yanı sıra merkez, şahıs adına işletilen ve ruhsal danışma merkezi olarak görüldüğü için, Sağlık Bakanlığı tarafından sadece hacamat ve sülük gibi alternatif tıp yöntemleri konusunda denetlendiğini de öğreniyoruz.

 ***

UNUTKANLIĞIM VAR DİYENE HACAMAT TEDAVİSİ

 ***

Merkezin sayfasında rahatsızlıklarını yazan ve çözümü soran kişilere “uzmanlar” seri bir şekilde çevrimiçi cevap veriyormuş. Mesela “baş ağrısı” ve “unutkanlık” çektiğini söyleyen birine, bu kerametleri kendilerinden menkul uzmanlar hemen kafa hacamatı tedavisini tavsiye ediyormuş.

 ***

Yahut telefon edip, “ödem, şişkinlik, uykusuzluk, eklem ağrılarım var” dediğinizde size yine hacamat başta olmak üzere, sülük, manuel terapi ve akupunktur tedavisi tavsiye ediliyormuş.

 ***

Büyüden şüphelendiğinizi söylediğinizde ise bakım için “hocalarla" görüşmek isteyip istemediğiniz soruluyor ve isteğinize göre hemen bir randevu veriliyormuş. Ancak merkezde fal bakılmıyor ve büyü yapılmıyor, sadece çözüme yönelik İslami tedavi yöntemleri kullanılıyormuş.

 ***

Mesela kendinizin veya bir yakınınızın yaşadığı rahatsızlıkları anlattığınızda, uykusuzluk, saldırganlık ve hatta intihara teşebbüs etmiş birinin durumunu sorduğunuzda size “cinler yakınınıza kabile şeklinde gelmiş. Bir an önce buraya gelmeniz gerek” cevabını alıyormuşsunuz. Cin çıkarma tedavisini ise Kur’ân okuyarak, dualar ederek bazen hastanın üzerine Arapça yazdıkları şeylerle yapıyorlarmış.

 ***

Cin çıkarma tedavisi bittikten sonra hastaya abdest aldırılıyor ve koruyucu bir dua yazılıp veriliyormuş.

 ***

CİN ÇIKARMA 400 LİRA

 ***

Müşterilerini sosyal medya üzerinden çeken merkeze gitmek isteyenlere önce telefonla uzaktan bakım yapılıyor sonrasında randevu verilerek merkeze çağrılıyormuş. Ön bakım ücreti merkeze giderseniz 100 TL, telefonda büyü bakımı yaptırırsanız 200 TL ve sıkıntı varsa seans ücreti 400 TL imiş. Bir seansta yeterli çözüm sağlanmazsa her seans aynı ücret karşılığında tekrarlanıyormuş.

***

İskelet sisteminizde bir sorun varsa omurga düzeltme 350, hacamat (sülükle

kan emdirme) ise 150 TL imiş. Ancak hastalara fiyat konusunda yardımcı

olacaklarını da facebook sayfalarından duyuruyorlarmış.

 

***

Yeni açılan bir yer olduğu için henüz kredi kartı geçmiyor, nakit çalışıyorlar

ama havaleyle de ödeme yapabiliyormuşsunuz.

 

CİN ÇIKARTILANLARIN ÇIĞLIKLARI YANKILANIYOR

 ***

Merkeze gittiğinizde sizi geniş bir bekleme salonu ve bir danışma masası karşılıyormuş. Hangi rahatsızlık için gittiyseniz danışma masasındaki kişi sizi “uzman hocanın” (sertifikası olduğu belirtilen kişiler) yanına götürüyormuş.

 ***

Beş katlı binada her kat ayrı bir rahatsızlığa ayrılmış ve her “hocanın” kendi özel odası varmış. Gazeteciler gittiğinde hafta içi olması dolayısıyla yoğun bir güne denk gelmişler. İki odada cin çıkarma tedavisi yapılıyormuş. Her iki odadan da ayrı ayrı hasta çığlıkları geliyor, hasta yakınları ise endişeli ve meraklı bir şekilde çığlıkların kesilmesi için dua ediyormuş.

 ***

AMAÇ HASTALARIN ŞARLATANLARA GİTMEMESİYMİŞ

 ***

Merkez haftanın her günü 09:00 - 22:00 saatleri arasında hizmet veriyormuş. Çalışanları buranın kurulma amacını ihtiyacı olan insanların şarlatanlara gitmesini önlemek ve bu işi kalpazanların, cahillerin eline bırakmamak olarak özetliyormuş.

***

Manevi Şifa Merkez’inin kurucusu iş adamı ----- “Şeytanlarla mücadele” için böyle bir şey yaptıklarını anlatıyormuş: “Kimsenin hastasını çalmıyoruz. Bizim sahip olduğumuz hastalar yıllardır ağır ilaçlar kullanıp iyileşemeyen, önce doktora gidip tahlillerinde hiçbir şey çıkmamasına rağmen rahatsızlıkları devam edenler".  

***

"Hastaneye psikolojik tedavi için yatırılan ve 46’lık (deli raporu) raporunun

verildiği aşamaya gelen kişiler. Biz bu noktada araya giriyoruz” demiş.

 ***

ASTRAL SEYAHAT

 ***

Özbekistan’dan özel olarak bu merkez için gelen --- Hanım’ın astral seyahat yani ruhun bedenden ayrılması ve başka bir boyuta geçmesi ile hastanın ruhen başka yerlerde dolaşmasını sağladığı iddia ediliyormuş. Bunun yanı sıra biyoenerji seansıyla da migren ağrılarını, kadın hastalıkları, romatizma ve kireçlenmeleri tedavi ettiği söyleniyormuş.

 ***

CİN ÇIKARMA, MUSALLAT TEDAVİSİ

 ***

Sabaha kadar uyuyamama uykuda konuşma, sabah yorgun uyanma, şiddetli baş ağrısı, uyanınca özellikle ense kökü ve kollarda uyuşukluk migren sanılan baş ağrısı yanı sıra sık sık banyo yapma veya banyo ayna ve tuvaletten korkma hissi ortaya çıkıyormuş.

 ***

Uykuda sıçrayarak uyanma belirtileri gösterenlere de şifa verildiği ön sürülüyor. Bu hastalara Kur’ân okunarak ve dualar edilerek bir tedavi uygulanıyormuş.

***

Bunları tesadüfen öğrendim ve havsalam durdu. Bu kişiyi tanımam, kim

olduğunu da bilmem. Buna karşılık, 2017 senesinde İstanbul’un göbeğinde

böyle bir merkez açılmış ama galiba henüz faaliyete geçme izni verilmemiş! 

***

Burada uygulandığı iddia edilen tedavi yöntemlerinin bir kısmının bilimsel

tarafı var ve www.pub.med.com gibi en nitelikli bilimsel yayınların yer aldığı

arama motorunu araştırdım. Çoğunun aslı astarı yok! 

***

Bakalım daha neler göreceğiz. Pozitif bilimin verdiği imkânlar bitti de, artık bu gibi merkezler mi açılıyor ve acaba daha kaçı ruhsat bile alacak?

***

Akupunktur, ehil ellerde uygulanırsa, özellikle ağrılı hastalıklarda etkilidir. Ben de biliyorum ama artık çok az uyguluyorum. Sülük tedavisinin de çok az alanda kullanım yeri var. Hiç ilgilenmedim.

 ***

Peki, büyü, cin çıkarma, manuel (elle yapılan) terapi acaba nedir?

 ***

Brezilya, Filipinler veya Uganda gibi yerlerde hâlâ garip ve izahı neredeyse imkânsız tedaviler uygulandığını biliyorum da…

 ***

Acaba bu gidişatın sonu nereye varacak, daha neler göreceğiz diye hayretle ve şaşkınlıkla bekliyorum.

***

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. Siz bu gibi merkezlerden uzak durun

derim.

***

Herkese sağlık, bilim ve barış diliyorum.

 

Saygım ve sevgimle… 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya –cin çıkarma 13 Şubat 2017 Pazartesi

832 kez okundu
0

Son zamanlarda moda olan bir garâbet var: ALTERNATİF TIP.

Türkçe'yi mahvetme mâceramızda b''leri "p" hâline getirip, tıb'bı da "tıp" yaptık; "şıp" gibi, tasvirî bir kelimedir bu hâlbuki. 600 sene Batı'ya damgasını vuran İbn-i Sînâ'nın eserinin adı da "el-Kânûn fi't-Tıbb"''dır.

İbn-i Sînâ

Hipokrat'tan, Galen'den, İbn-i Sînâ'dan veya Pastör'den beri değişmeyen ve değişmeyecek bir şey varsa, tıbbın metodolojisidir: Amprisizm; yâni DENEYCİLİK ve GÖZLEMCİLİK.

Galem

 

Pasteur

Tıb, müsbet ilmin bir dalıdır ve teorik fizik gibi felsefeyle bilimin karıştığı, rasyonalitenin kuantum anlayışıyla kaynaştığı müstesnâ alanlar hâricinde (ki, onlarda dahi bilimsel akıl yürütmeden aslâ tâviz verilmez, ancak bu ön-şartla "uçuş serbesttir"), çağdaş bilimsel anlayışın temel düsturu amprisizmdir. Dolayısıyla da tek bir bilimsellik anlayışı, tek bir SCIENCE vardır. Bilimin alternatifi filân olmaz; onun bir dalı olan tıbbın da.

Ammaa, "her dâim" alternatif tıbbî uygulamalar, yaklaşımlar ve teoriler olmuştur, mevcuttur ve olacaktır. Yoksa, dogmatik veya dinî sübjektif bilgiden tamamen farklı olarak, amprik ve objektif bilgiye dayanan tıb nasıl ilerlerdi?

3068 kez okundu
0