Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in ateizm

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Bakın çok kritik bir seçim yaklaşıyor ve gene büyük olaylar cereyan etmekte…


Bu işin böyle gitmeyeceğini, gidemeyeceğini ve eninde sonunda bir Millî Mutabakat Hükumeti kurularak, bu aziz vatanın sorunlarının ancak çözülebileceğini her ortamda yazdım, söyledim, duyurdum.


Bugün, kendimin ne olup olmadığımı bir özetlemek isterim, öncelikle bir Türk’üm ama safkan atlar gibi değil, Atatürk’ün tanımladığı şekilde: Kendimi Türk hissediyorum, hepsi bu.

Yoksa anneannem Çerkez’miş, Merhum Pederimin babası, yani büyükbabam Doksat’tan göç eden ve bir Türk’müş, anne tarafımdan (bir tevatüre göre) Arnavutluk da bulaşmış (emin değilim) vs.

Acaba dünyada saf ırk, etnik veya kültürel bir birlik kaldı mı ki?

Sanmam, belki Avustralya’da, Afrika’da veya diğer Kıt’alarda mevcuttur.

Bu bloğun ilk hâlinden bu yana fikirlerimde değişen bir şey de olmadı.

Hâlâ Türklüğümle gurur duyuyorum ama ırkçı olarak değil.

Dinlerin çoğunu tetkik ettim, sizlerle de paylaşıyorum zaman zaman. Hepsinde “ötekileştirme ve dışlama” var ve insan eliyle yazılmamış hiçbir metin yok!

***

Marks’ı sevdim, Bakunin’den hazzettim. Mao, Lenin, Brejnev kadar, Hitler, Mussolini ve İdi Âmin gibi liderlerden de hazzetmedim. Bunların hepsi de hastalıklı adamlardı.

Peyami Safa’dan, Necip Fâzıl’dan feyiz aldım ve Cemil Meriç’in sofrasını paylaştım.

Zamanında Halvetî Cerrahî Tekkesine gittiğim de oldu, bir sufiyle uzun uzun mektuplaştığım da, Ahmet Özhan’ı da tanıdım, Merhum Şeyhlerini de…

Çınar da hâlâ İzmir’de ama sanırım ya bana, ya da dünyaya küs. Açmıyor telefonunu. Uğur Dündar da artık orada ama telefonla ulaşamadım bir türlü, muhtemelen fazla dolaşıyorlar.

Komünist olamadım ama bir sosyal demokrasi düzeninin, yâni kimsenin diğerinin artık değerini sömüremeyeceği bir ütopyaya da hep inanmak istedim ama gelin görün ki, ne İslâm ülkelerinde, ne de dünyanın başka bir yerinde bu var, rastlayamadım.

***

Pek çok seyahat ettim, bu yakınlarda gene bir Almanya, yurt içinde de Mardin var ufukta. Oradaki Kadim Süryani Kilisesindeki dünyanın bilinen en eski İncil’ini elimle tuttum ve irkildim. Mistik bir hazdı hissettiğim, dinî değil. Kutsal olanla birleşme veya ona ulaşma gibi bir duyguydu.

Ama daha o zamanda bile PKK’lılar, bölgedeki Süryani azınlığa soykırım yapabilmek için katliam yapmaktaydılar…

Tekrar yaşamak görmek istiyorum oraları.

Belki de gene bir Diyarbakır, neden olmasın? Hâlâ arada bir belirtilerini yaşadığım Travma Sonrası Stres Bozukluğu belirtilerime de iyi gelir sanırım…

Orası hâlâ Türkiye Cumhuriyetinin sınırları içerisinde değil mi?

***

Neyse, epey genç yaşta evrimle tanıştım, o zaman çok daha popüler olan Tekâmül ile… Evimizde Fransızca olarak Darwin’in Türlerin Kökeni kitabı vardı ve lügat kullanarak bir şeyler anlamaya çalıştım ve paradigmamı daha Delikanlılık Çağını yaşarken keşfetmiştim. Düsturum EVRİM olacaktı.

Aslında daha Rahmetli Pederim’le yaptığımız seyahatlerde ve onunla katıldığımız pek çok panelde tekâmül konusunu tetkik edip, aramızda tartışmıştık.

Dostu ve Hocam Merhum Ayhan Songar’dan daha geniş ufku vardı. Ayhan Bey’in kitabında her şey anlatılır ama iş Darwin’e gelince, “sen git maymunlara bak, onun nesebini gör” diye kızardı. Ben de tahammül ve edeple sükût ederdim, öyle terbiye almıştık o zamanlar. Hoca denince sanki yarı-tanrı gibiydiler (onlar) ve ayağa kalkmamak, çanta taşımamak ve vizitte hazırda beklememek ayıptı.

...

Nedim Zenbilci zâten tam bir bilim adamıydı ve konunun aleyhinde tek kelime sarf ettiğini duymadım. Bilakis, bâzı Merkezî Sinir Sistemi tümörlerin “negatif evrimle” orta çıkabileceğini dahi düşünürdü. Politika ve gitar da onunla paylaştıklarımız arasındaydı. Eskiden araları gerginken, son dönemde araları sıcacık yerli kahve gibi olmuştu ve Peder, Nedim Hoca’ya göz dibi muayenesi için hasta yollardı; öğrenememişti bir türlü. Ben de inat edip çok iyi bellemişimdir konuyu ve hâlâ de icap ettiğinde bakarım.

Bir gün sormuştum: “Babacığım, neden bu tekâmül hep daha basitten daha mürekkebe (karmaşığa), neden ve niçin daha muhafazası kolay olandan, daha karmaşık ve anlaşılması güz, karmaşık, rafine ve bir o derecede de muhafazası güç olana cereyan etmiş ve etmekte” diye.

Bana “bunları bir kâğıda yaz, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi ve Spor Enstitülerinde vereceğim konferanslarda bahsedeyim” diyebilecek kadar uzun görüşlüydü.

Sonra Aksel ve ekibiyle Kanyon Otelinde sırf Evrim tartıştık senelerce, nice konuk ve bilim adamı, konuk iştirak etti bunlara. Yer içer, sonra ciddiyetle konuk her kimse onu dinler, tatlılarımızı yerken de tartışırdı.

***

Celâl Bayar’ın Köşkü’ne girer çıkardım ama tanımadım yüz yüze. Neslihan da oradan koşar gelir, sohbet ederdik. 40 küsur senelik dostluk, dile kolay.

***

Turgut Özal askerdeyken kalkıp tek taraflı AB Antlaşması imzaladı, konfederasyondan bahsetti ve Papatyaları vardı.

Karısı da hayatta hâlen…

Fahri Korutürk’ü hiç tanımadım ama masaların altına gizlendiği anlatılırdı, herhâlde şüpheci bir tablo veya bunama hâli gelişmişti.

Kenan Evren konusunda kafam net artık: Kursağından haram lokma geçmemişti ama elinde Kur’ân’la dolaşarak bugünleri hazırları; vebali çoktur. Şahinkaya için iyi şeyler söylenmez…

Ben “hayır” reyi kullanmıştım hattâ. Ama işkence odalarında nasıl sağcıların solculara, solcuların da sağcılara işkence ettirildiklerini dün gibi hatırlarım. Alevileri Sünnilere, Sünnileri Alevilere düşürmüştü. Yâni barış bu yolla olamayacaktı, olmadı da!

İsmet İnönü Kürt kökenliydi ama namazını da kılan ve Atatürk’le azıcık itibar yarıştıran bir insandı.

Ne zaman ki Ulu Önder vefat etti, kendi suretini bastırttı paraların üzerine…

Abdullah Gül bir başka fenomen adamdı, sıyırdı kendini.

Bu seçimlerden koalisyon çıkacağı artık net!

Devletlû ve ekibini zor günler bekliyor.

***

Aradaki pek çok kimseyi geçiyorum…

Son dönemlerde ise Celâl Şengör, İlber Ortaylı, Selçuk Erez, Atâ Sakmar gibi hocalarla muhabbet etmekteyiz.

***

Celâl Ateist’tir ve 30.000 kitabı gözümle gördüm ben.

24 Mart 1955’te İstanbul’da doğmuş. 1973 yılında Robert Kolej’i bitirmiş. 1978’de State University of New York at Albany’den Jeolog olarak mezun olmuş ve aynı üniversiteden 1979’da yüksek lisansını bitirmiş.

1981’de İTÜ Maden Fakültesi Genel Jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başlamış. 1982’de de State University of New York at Albany’den doktora almış.

1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti’nin Başkanlık Ödülü’nü, 1986’da TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü aldı.

İngilizce, Türkçe, Almanca seller sular gibidir, diğerlerini tam bilemiyorum.

Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalında Doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi’nden Şeref Bilim Doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı’nın Bilgi Çağı Ödülünü kazandı.

1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalı’nda profesörlüğe yükseltildi. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi’nin en genç kurucu üyesi oldu ve Akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu Üyesi oldu.

1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan Jeoloji Dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi.

Şengör, 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada “XIX. Yüzyılda Tektoniğin Gelişmesine Fransız Jeologlarının Katkısı” konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999’da, Londra Jeoloji Cemiyeti, kendisine Bigsby Madalyası'nı tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rus Bilimler Akademisi’ne Fuad Köprülü’den sonra seçilen ikinci Türk’tür. 

Ayrıca, 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir. Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıt'aların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer Kıt’ası adını verdiği bir şerit kıt’a keşfetmiştir. Orta Asya’nın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıt’a-kıt’a çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür.

Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye’nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği hâline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300’e yakın deneme yazısı yayınlamıştır.

86 ülkenin Bilimler Akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki “Zümrütten Akisler” köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da “Zümrütnâme” başlığı altında kitaplaştırılmıştır.

Fransa, İngiltere, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında İngiltere'de Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi’nde misafir profesörlük yapmıştır. Ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır. Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, “Bir Bilim Adamının Serüveni” adlı kitapta (bende de mevcut, hem de ithaflı; gururla muhafaza ediyorum ve Asım’ın, Mozart’ın kafatasını ellemiş olduğunu oradan öğrendim),

Celâl’inben jeolojiyi küçük yaştan yâni Jules Verne’in Arzın Merkezine Seyahat kitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersah’ı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, ‘Adam olmak demek, Jules Verne’in tarif ettiği gibi olmak demektir’ diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi...” şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır. Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30.000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir. Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir. “Şengör Gayrimenkul Yatırım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi” adlı bir şirketi de vardır.

Bizleri tanıştıran da, ortak dostumuz Dr. Ayhan Tokgöz’dür.

***

İlber Hoca’nın Hayat Hikâyesi de şöyle:

1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni ve Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin tarih bölümünü bitirdi. Viyana Üniversitesi Slavistik ve Orientalistik Bölümü’nde öğrenim gördü. Yüksek lisans çalışmasını Şikago Üniversitesi’nde Prof. Dr. Halil İnalcık ile yaptı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde “Tanzimat Sonrası Mahallî İdareler” adlı tezi ile 1974 yılında Doktor, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfûzu” adlı çalışmasıyla 1979'da doçent oldu. 1982 yılında devletin akademik politikalarına tepki olarak görevinden istifa etti. Bu dönemde Viyana, Berlin, Paris, Princeton, Moskova, Roma, Münih, Strazburg, Yanya, Sofya, Kiel, Cambridge, Oxford ve Tunus Üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı, buralarda seminerler ve konferanslar verdi.

1989’da Türkiye'ye dönerek profesör oldu ve 1989-2002 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde İdare Tarihi Bilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. Yerli ve yabancı bilimsel dergilerde 16. ile 19. Yüzyıllar arası Osmanlı  ve Rus tarihi ile ilgili makaleleri yayınlandı. 2002 yılında Galatasaray Üniversitesi’ne, iki yıl sonra ise Bilkent Üniversitesi’ne konuk öğretim üyesi olarak geçti. Şu anda Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Türk Hukuk Tarihi derslerini vermektedir.Galatasaray Üniversitesi Senato üyesidir. Ayrıca İlke Eğitim ve Sağlık Vakfı Kapadokya Meslek Yüksekokulu Mütevelli Heyeti üyesidir. 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı oldu. 7 yıl bu görevde kalan İlber Ortaylı, 2012 yılında yaş haddinden emekli oldu ve görevi Ayasofya Müzesi başkanı Haluk Dursun’a devretti. Ortaylı, Uluslararası Osmanlı Etütleri Komitesi yönetim kurulu üyesi ile Avrupa İranoloji Cemiyeti ve Avusturya-Türk Bilimler Forumu üyesidir.


Tarih Vakfı ve Âfet İnan ailesinin işbirliğiyle iki yılda bir verilen Âfet İnan Tarih Araştırmaları Ödülü’nün 2004 yılındaki sahipleri Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın da içinde bulunduğu jüri tarafından belirlenmiştir. 2009 yılında İzmir Kitap Fuarı’na katılmıştır. Millî Saraylar Daire Başkanlığı’nın Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlediği “Vefatının 150. Yılında I. Abdülmecit ve Dönemi Uluslararası Sempozyumu”’nda açılış ve kapanış oturumlarına katılmıştır.

Türkçe, ileri seviyede Almanca, Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve Rusça; orta seviyede KırımTatarca, Slovakça, Rumence, Arapça, Farsça, Latince, İbranice, Antik Yunanca ve Yunanca bilmektedir.

Katıldığı bir televizyon programında bilgisayar kullanmadığını, başkalarının yanlış bilgilerle biyografisini yazdığını ve bundan büyük rahatsızlık duyduğunu dile getirmiştir.

Orta seviyede Sırpça, Hırvatça, Boşnakça, bildiği iddialarına, yine aynı televizyon programında bu üç dili bilmediğini sert bir dille yalanlamıştır.

Özel Hayatı

1981 yılında Mersin Eski Senatörü Dr. Talip Özdolay’ın kızı Ayşe Özdolay ile evlendi ve bu evlilikten Tuna adında bir kızı oldu. Daha sonra 1999 yılında eşinden boşandı.

Ortaylı, bilgisayar ve internet kullanmayı sevmemektedir. Herhangi bir sosyal medya sitesinde adına açılmış hesapların hiçbiri kendisinin değildir.İlber Ortaylı’nın ayrıca çocukluğundan beri büyük bir tutku ve özenle biriktirdiği minyatür otomobillerden oluşan büyük bir koleksiyonu vardır. 2004 yılında TRT 2’de başlayıp TRT Türk’te hafta sonları yayınlanan “İlber Ortaylı ile” adlı belgeseli sunmuştur.

NTV’de “İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri” adında bir program yapmıştır. Bloomberg HT kanalında da “İlber Ortaylı ile Zaman Kaybolmaz” adlı bir program yapmıştır. Yeniden NTV’de 5 Kasım 2012 - 11 Mart 2013 arasında Gazeteci-Yazar Mehmet Barlas ile birlikte Her Zaman isimli bir tarih programı yapmıştır. 2000 yılından beri Pazar günleri Milliyet gazetesinde, aylık Atlas Tarih ve üç aylık Doğu Batı dergilerinde makaleler yazmaktadır. Bir dönem yayınlanan Popüler Tarih ve Tarih ve Toplum dergilerinde ve Habertürk gazetesinin Habertürk Tarih ekinde de makaleleri yayınlanmıştır. Hâlen Doğu Batı ve NTV Tarih dergilerinin danışma kurulu üyesidir. İlber Ortaylı, Milliyet Sanat’a verdiği bir röportajında, kitaplığında 30.000 civarında kitabı olduğunu ve bunların 5.000’ini Galatasaray Üniversitesi'ne bağışladığını ifade etmiştir.

Aldığı Ödüller

Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı Tarihinde Aile isimli eserinin yanı sıra, tarih alanında 1970’li yılların başlarından itibaren yaptığı çalışmaları, yayınladığı makaleler ve kitapları, tarih biliminin yaygınlaştırılması çabaları, tarihi her yaştan Türk insanına sevdirme konusundaki faaliyetleri, yurtdışındaki bilimsel etkinlikleri ve Türk tarihçiliğinin uluslararası alanda önemli bir ismi olması da göz önüne alınarak tarih dalında 2001 Aydın Doğan Ödülü'ne değer bulundu…2006 yılında İtalya’da Lazio bölge yönetiminin başlattığı ve her yıl devam etmesi öngörülen Akdeniz Festivali'nde, toplumsal ve kültürel tarih alanındaki “Avrupa ile Akdeniz arasında Lazio” ödülünün Prof. Dr. İlber Ortaylı'ya verilmesi uygun görülmüştür.

2007 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin imzasıyla Rusya Federasyonu tarafından Rus dilini ve kültürel mirasını yayan, ülkelerin ve halkların birbirlerine yaklaşmasını sağlayan kişilere verilen Puşkin Ödülü’ne Türkiye’den Ortaylı layık görülmüştür.

İlber Hoca’nın Türklerin Tarihi kitabında bir ibare mevcut: “Türkler olmadan bir dünya tarihi yazmak mümkün değil”.

İlber Hoca Müslümandır ama ortama göre yemesini de, içmesini de bilir ve olağanüstü hoş sohbetlidir.

Bakalım bu Haziran ayında bu Kare Ası bir araya getirip gene evimizde ağırlayabilecek miyiz?

***

Bu arada Işıl Ablam da iyi, Siyavuş toparladı, Birgül Anne pek sağlıklı değil.

Sevgili Doğan Canku ve Gülgûn Feyman’la da telefonlaştık, başarılar diledim.

Sayın Doğu Perinçek’le tam ilişki kuramadık (telefonu da, kendisi de çok meşgul belli ki). Dün İzmir’deki mitinglerine 10.000 kişi iştirak etmiş.

***

Kendimi şöyle tavsif veya tarif edebilirim:

Dinlere saygı duyan ama dindar olmayan,

Allah’a inanan ve Müslümanlığı bir aidiyet-mensubiyet göstergesi olarak gören,

İki kolu ve bacağı ile “Sağdan” feyiz alan ama kafası “Sola” dönük duran, Atatürk’ün anlattığı mânâda Nasyonalist, dünya görüşü olarak Merkez Sola yakın bir Sosyalizm anlayışını benimsemiş, inanç olarak da Panentesit bir kişiyim. Sağ vizyonla milliyetçi, sol söylemle de ulusalcıyım kısacası!

Komünist değilim ama komünist düşmanı hiç ama hiç değilim, olabileceğine inansan da benimserim de… Evrimde numunesi yok, eşyanın tabiatına aykırı!

Bakalım bu Bayram'da neler olacak, Sevgili Murat Akman ve Üstünballar, Yeşimler ve diğerleri…

Asım Dayım Ankara’da, İlkin Ağabeyim hasta mı ne, tam anlayamadım.

Hayat devam ediyor ve bizim Zeynep Hatun da eve geldi.

Evrimsel psikiyatri Temel Kitabı için her türlü katkıya açık olduğumu da tekrar hatırlatmak istiyorum.

TPD’nin bölüm yazarlığı sürüyor.

***

Sadun Boro vefat etmiş, çok üzüldüm.


Tanışmıştık bir şekilde.

Allah rahmet eylesin.

Bir nev’i keşişti.

Hayırlı bir Cumartesi temennisiyle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 06.06.2015

1872 kez okundu
0

Posted by on in Genel

O KAFA!

Adana Otistik Çocuklar Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı Sosyolog Fehmi Kaya, bütün Otistik çocukların Ateist olduğunu belirterek, “Otistik çocukların beyinlerinde inanç alanı olmadığı için Allah’a inanmayı bilmiyorlar” demiş ve devam etmiş, “Otistik dünyâya gelen çocukların temel özelliğinin dış dünyâ ile iletişim kuramamalarıdır, iletişim kurup konuşamadıkları, empati kuramadıkları için, sizi anlayamıyorlar, sizin davranışlarınıza anlam veremiyorlar. Böyle bir problem var” demiş.

Adana Otistik Çocuklar Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı Sosyolog Fehmi Kaya, Otistik çocukların, bir temel özelliğinin de, beyinlerinde inanç alanının, Allah alanının gelişmemiş oturmamış olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetmiş: “Onun için ibâdet etmeyi, Allah’a inanmayı bilmiyorlar. Otistik çocuklara uygulanacak farklı terapi yöntemleriyle, çocukta farkındalık yaratmak gerekiyor. Bu farkındalığın içinde bir, duyularının iyi gelişip karşısındakiyle empati kurmayı öğrenmesi gerekiyor. Normâl insanların yaptıklarını neden yaptığını öğrenmesi gerekiyor. Bunun sonucu olarak da bir yaratan olduğunu, insanların buna inanıp ibâdet ettiğini anlaması, kavraması, içselleştirmesi gerekiyor. Böylece beyinlerinde inanç alanı oluşturulabilir”. “Otistik çocukların farkında olmadan rahatsızlık nedeniyle doğuştan Ateist’tir ama bunun farkında değiller. Araştırmalar doğal olarak Otistik çocuklar ile Ateistler arasında bir bağlantı var diyor. Araştırmacılar ABD ve Kanada’da, Ateizmin, Otizmin bir farklı versiyonu olduğunu söylüyor. Resmi bile tanımlayamayan çocukların Allah’ı tanımlamasını bekleyemeyiz. Otistik çocuğa yapılan terapi ile nesnelerin ne olduğunu fark ettirmemiz lâzım. Bu da beyinde bulunan duyu alanlarına hükmederek yapmak gerekiyor” dedi. Akabinde de Yüreğir Belediyesi ile ortaklaşa çalışarak Kültür Evleri’nde Otistik çocuklara ücretsiz terapi merkezleri açılacağını, burada Otistik çocukları inançlı çocuklar hâline getireceklerini sözlerine eklemiş.

BAKIN O KAFA’nın YAPTIĞINA

Bir kere, özellikle Asperger Sendromu (Yüksek İşlevsellikli Otizm) olan vak’alarda dinî veya mistik inançların, aktivitelerin onlara iyi geldiğine dâir epey neşriyat vardır ama eğer ta baştan beri öyle iseler! Bunu “terapiyle” yapmaya kalmak bilim-dışı olduğu kadar, ahlâksızca (immoral) müdahale olur ve ayıptır, günahtır ve suç teşkil etmesi gerekir. Nasıl ki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminde Marksizme inanmayanları akıl hastası diye yatırıp elektroşokla, buz gibi su sıkma “terapileriyle” iyi ediyorlardı; hiçbir farkı yok. Böyle vak’aların bâzıları da mutaassıp bir şekilde Ateist olurlar ama bu onların tercihidir. Tarih boyunca her iki uçtan pek çok Asperger Sendromlu bilim adamı muazzam sayıda keşfe, icada imza atmıştır. Bâzıları da, Eistein gibi, bir Yaratıcı veya Mimar fikrine sıcak bakmıştır.

2887 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Prof. Dr. Celâl Şengör'ün yazdığı ve kendisini YÖK üyeliğine uygun gören Üniversiteler Arası Kurul'un 219 üyesine birden gönderdiği mektup gündeme bomba gibi düştü! Önce mektubu iktibas edeyim (ufak imlâ düzeltmeleriyle; çünkü Radikal'den aktardım ve Celâl'in bâzı vahim Türkçe hatalarına düşmediğinden eminim):

"Temsilciniz olmamı isteyerek bana verdiğiniz şerefin her türlü sevinç ve tatmin hissinin üzerinde olduğunu belirtmiş, bunun yaşamımda bana verilen en büyük mükâfat olduğunu arz etmiştim.

Bunu çok zor bir zamanda, uygarlığa karşı yöneltilmiş saldırıların fütursuzca geliştiği bir ortamca cesaret ve haysiyetle yaptınız. Bu saldırıların en son örneği Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisinin ortaklaşa başlattıkları üniversitelerde türban serbestîsi atağıdır. Bunu yakından izlemekteyim. Bizim açımızdan, üniversitelere dinî bir sembolün girmesinin hukuk cephesinin, kamuoyunda öne çıkartıldığı kadar belirleyici olduğunu sanmıyorum, çünkü hukuk nihâyet aksiyomatik bir sistemdir. Baştan kabûl edilen aksiyomlara bağlıdır. Bu açıdan hukukun rölâtivist bir temeli vardır ve bu temel onu bâzı durumlarda pek tehlikeli bir tahakküm aracı yapabilir. Bunun en meşhur misâlleri Katolik Engizisyon Mahkemeleri olmakla beraber, onu aratmayacak güncel örnekleri, Sovyetler Birliğinden Nazi Almanyası'na, Çin Halk Cumhuriyeti'nden Amerika Birleşik Devletleri'ne kadar değişen çok geniş bir yelpâzede görülmüş, pek çok insanın en feci şartlarda katledilmesine, toplumların sefâlet ve felâketine neden olmuştur.

2089 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Önce, sevgili arkadaşım Celâl’in son bir durum değerlendirmesini hülâsa edeyim:

Prof. Dr. Celâl Şengör Ateist olduğunu açıkladı 5 Şubat 2008

Darbe yanlısı açıklamalarıyla tanınan Prof. Dr. Celâl Şengör, kendisinin son dönemde tuhaflaştığını belirtti.

Darbe çağrılarıyla tanınan jeolog Prof. Dr. Celâl Şengör, kendisinin son dönemde tuhaflaştığını, asabi ve tahammülsüz bir kişi hâline geldiğini söyledi.

Bunun nedenini ise “tehdit hissi altında olmak” şeklinde açıklayan Şengör, bu durumdan AK Parti’yi suçladı. Kendisinin Ateist olduğunu açıklayan Celâl Şengör iktidardaki partinin din barışını bozduğunu savundu.

Prof. Dr. Celâl Şengör, kendisinin “tuhaflaştığına dâir” bir yazı kaleme alan Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan’a cevaben mektup gönderdi. Şengör kendine dönük eleştirilerin haklı olduğunu özellikle vurguladığı bu mektupta kendisini buna iten sebeplere dikkat çekti. Mektubunda “ben bile kendimi tanıyamaz oldum” diyen Şengör, “bunun nedenini düşündüm. Yirmi beş yıldır dersine türbanla giren öğrencilerine gık demeyen, onlarla herkesle olduğu gibi şakalaşan Celâl’e ne oldu diye. Sonunda şunu buldum: Tehdit altında olunduğu hissi. AKP ne yazık ki hepimizi tehdit eder bir hava getirmiştir ülkemize” ifâdelerini kullandı. Dindarları üniversiteden atmak istediği şeklindeki eleştirilere karşı çıkan profesör, Xavier Le Pichon ve Naci Görür gibi yakın arkadaşlarının da dindar olduğunu, dolayısıyla din konusunu gündeme getirmediğini savundu. Şengör yazısının devamında şunlara değindi: “Hâlbuki AKP ve onun atası olan ve Millî Nizam ile başlayan partiler, ülkemizde din barışını bozmuşlardır. Ben bir Ateist’im. Tüm dinlerin insanlığa büyük zararlar verdikleri kanaatindeyim. Bunlar arasında Marksizm ve Nazizm gibi modern dinler de vardır”.

Şengör, yazısının sonunda “bizim sıkıntımız, inancını samimiyetle hissedip, o inançla beraber bilim okumak isteyen kız ve erkek çocuklarımız değildir. Bizim derdimiz onları silâh haline getirenlerdir. Bunu asla gözden kaçırmayınız ve bizimle birlikte onlarla mücadele ediniz” ifâdelerini kullandı. 

Xavier Le Pichon

Naci Görür

4073 kez okundu
0