Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in batı müziği

Öncelikle, makalenin başlığındaki hatamı fark ettim ama nedense değiştirmedim; belki gayrı şuûrî olarak ona Minör gamı atfetmişimdir.

1900’de İstanbul’un Sarıyer semtinde Münir Nurettin Selçuk ismi verilen bir bebek dünyâya gelir. Doğum tarihi için çeşitli kaynaklarda 1899, 1900, 1902 gösterilmiştir. Divân-ı Hümâyun muâvini ve Dârülfünun İlâhiyat Şûbesi muallimlerinden Mehmed Nuri Bey ile Fatma Hanife Hanım’ın oğludur. On beş yaşında Dâr-ül Feyzi Musikî Cemiyeti’ne talebe olarak girer; üç yıl sonra da, hânendelerinden biri olduğu bu topluluğun konserlerine çıkar. 1907’de Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi’ni bitirip Kadıköy Sultanîsi’ne yazılır. Aynı yıl Dârülelhan’a da girer, Zekâizâde Ahmed Efendi’den dört yıl ders alır.

Âilesinin ısrarı ile tahsil için gittiği Macaristan’dan 1917 yılında geri döner. Dâr'ül Feyz'i Mûsikî Cemiyeti'ne devam eder ve Zekaizâde Ahmet Irsoy’dan ve Bestenigâr Ziya Bey’den mûsikî dersleri alır. Bestekârlığa 1920 yılında Tevfik Fikret’in “Bu Bir Terânedir” şiirine yaptığı bir besteyle başlar. İkinci olarak “Sensiz Ey Şûh Gözlerim Avâre Kâlbim Ağlıyor” güfteli şarkısını besteler ve bu iki eserden sonra yirmi yıl süreyle hiç beste yapmaz. Hârikulâde bir tenor sese sâhiptir.

1923 yılında askerliği sırasında Mızıka-ı Hümâyûn’da sonradan da Riyâset-i Cumhur Musikî Hey’eti’nde çalışan Münir Nurettin, eski okuyuşla yeni anlayışı birleştirerek alışılagelenden çok farklı bir üslûpla, 1928’de Sâhibinin Sesi firmasında ilk plâklarını yaparak dikkatleri üzerine çeker ve aynı yıl Paris’e giderek ses tekniği konusunda öğrenim görür. Aynı zamanda orijinal bir ses tekniği eğitimi görmüş ilk Türk müziği ses san’atçısı olup, 19. Asır İtalyan opera şarkıcılığının izlerini taşıyan icrâ üslûbu “Bel Canto’dan” etkilenir ve Batı Müziği tonlarını ve renlerini bizimkiyle izdivaç ettirir.

Türk Müziği tarihinde tek başına konser verme geleneğini getiren san’atçı, ilk solo konserini Paris dönüşü, 1930 yılında, şimdiki Dormen Tiyatrosu’nda vererek büyük ilgi toplar ve hayranlık uyandırır. Konserlerinde frak giyen ve ayakta şarkı söyleyen, aynı zamanda koro eşliğinde solo okuma geleneğini de ilk kez uygulayan san’atçı o olur. Batı’dan gelen opera, tango gibi etkileri, kendi Türk müziği okuyuş üslûbuna dâhil eder. Sinemaya da çıkar (http://www.sinemalar.com/film/7447/Kahveci-Guzeli/):

KAHVECİ GÜZELİ (1941)

Yönetmen: Muhsin Ertuğrul, Senaryo: M. İhsan (Nâzım Hikmet'in bir hikâyesinden), Görüntü Yönetmeni: Cezmi Ar, Müzik: Sadettin Kaynak, Oyuncular: Münir Nureddin Selçuk, Nevin Seval, Talat Artemel, Nezihe Becerikli, Hazım Körmükçü, Behzat Butak, Cahit Irgat, Avni Dilligil, Hadi Hün, Yaşar Nezihi, Avni Dilligil, Muazzez Arçay, Mümtaz Ener, Yapımevi (şirket): İpek Film (İpekçi Kardeşler), Konu: İyi çalışmayan bir kahveye çırak olarak kapılanan Tekin ile Keloğlan adlı iki kardeşin öyküsü. Oyunculuğunun hiç de yetenek dolu olmadığını maâlesef söylemek zorundayım

4370 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Hay Allah râzı olsun, henüz vefat etmeden evvel onun hayatını anlatan enfes bir VCD hazırlamışlar. Kim mi o?

Üstâd Bekir Sıdkı Sezgin.

Bir musİkî âbidesi, nûru, pîri. Seyredip dinlerken her seferinde gözlerim doluyor, gizlemeye gayret ediyordum ki, meğer can kızım Ayşe Cânan zâten keşfetmiş hâlet-i rûhiyemi! "Babacığım" diyor cin gibi ve hassas gözleriyle beni süzerek, "biliyorum ki sen duygulandın gene"...

Ne garip, hemen aynı teessürü Japon viyolonist Midori'nin 16. doğum gününde Carnegy Hall'daki muhteşem konserinin laser-disc'ini her seyredişimde de yaşarım. Chopin'in Rubinstein transkripsiyonunu müteâkip Ravel'in Tzigan'ını (Çigan: Çingene) bitirdiğinde de hep gözlerim dolar. Tıpkı büyük üstâd Andrés Segovia'nın Alhambra Sarayı'ndaki hârikulâde resitalini her seyredişimde olduğu gibi.

Musikî...

Evrensel, ilâhî, mistik, beşerî ve insanî musikî...

Hakikat musikîdir, bilgi değil.

Bilgi musikîyi süsler ancak!

2912 kez okundu
0