Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in can ataklı

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Geçen gün Ulusal Kanal’da Sayın Can Ataklı’nın yönetiminde katıldığım televizyon programına bazı tepkiler geldi.

Kıyamet Silahı olarak da bilinen HAARP, Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı demektir. Bu program ABD Silahlı Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Alaska Üniversitesi tarafından ortak yürütülür ve iyonosferin özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere kurulmuştur. Araştırma merkezi Alaska’dır.

HAARP fikri, ilk kez Sırp asıllı ABD'li bilim adamı Nikola Tesla tarafından ortaya atılmıştır.

Bu projenin hayata geçirilmemesi için birçok ülkede kampanyalar olmuştur. Çünkü HAARP projesi iklim kontrol ve yapay deprem silahı olarak kullanılabilme iddialarından dolayı çok tartışmalı bir konu halini almıştır.

HAARP, Pentagon’un kontrolünde ve Amerika Birleşik Devletleri Ordusu’nun hizmetinde olan önemli bir projedir.

HAARP’ın yapabileceklerini kısaca şöyle sıralayabiliriz,

1- İklimleri değiştirmek

2- Suni Deprem yaratabilmek

3- İnsan bilincini kontrol edebilmek

4- Sel ve kuraklık oluşturabilme.

***

Bu önemli bilgiyi geçen gün Halk TV’de Sayın Can Ataklı ile beraber çıktığım canlı yayından sonra bana gelen,

Sayın Haluk Dural’ın yolladığı mesaj üzerine zikretmek istedim ve gerçekten böyle bir tesis var kadim dostumuz ve müttefikimiz ABD’nin Başkanları bu silahı deprem ortaya çıkartmak ve elektromanyetik dalgalar üzerine birçok deneyin yapıldığı bu alan uçaklar için çok tehlikelidir.

Bu yüzden HAARP tesislerinde, uçak kontrol sistemi kurulmuştur. Herhangi bir uçağın yaklaşması durumunda antenlerin faaliyetleri otomatik olarak durdurulmaktadır.

Tesla bu çalışmanın temelini atan kişidir. Tesla iyonosfere gönderdiği radyo frekanslarının çok daha kuvvetli bir şekilde geri döndüğünü fark etmiş ve bunun üzerine çalışmıştır. 

***

Çalışmanın ana işlevi; iyonosfere doğru yüksek hatta çok yüksek radyo frekansları göndermektir.

HAARP tam 180 kablodan oluşur ve toplamda 36 Milyon Watt enerji açığa çıkarır.

Amerika’da ise bir elektrik santrali sadece 52 bin Watt kullanabilmektedir.

Bu projenin gücünü buradan çok daha iyi anlayabiliriz. 
Bu silaha “Kıyamet Silahı” diyenler de var ki haksız sayılmazlar.

HAARP, gelişen Teknoloji ile ileride çıkacak muhtemel savaşlarda kullanılabilecek çok tehlikeli bir silahtır.

Çünkü HAARP’in özelliklerinden biri, istenilen yerde deprem oluşturabilmesidir.

Bu sebeple birçok ülke Amerika’dan HAARP çalışmalarını durdurmasını talep etmiştir.

HAARP ile ilgili görsel sonucu

HAARP İLE İLGİLİ KOMPLO TEORİLERİ

Projenin yapımının 1995 yılında bittiğini ve hemen ardından denek istedikleri en büyük komplo teorilerinden biridir. Bu komplo teorilerine göre HAARP ilk defa “Gölcük Depremi”nde denenmiştir.

Eski Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit depremin bir komplo olabileceğini düşünüp araştırılmasını istemişti.

Bunu Ecevit rahmetli olduktan sonra bir TV Programına katılan Afete Hazırlık ve Deprem Derneği Başkanı Ahmet Mete Işıkara (Deprem Amca idi lâkabı) açıklamıştır.

MEHMET IŞIKARA ile ilgili görsel sonucu

 

Kendisi deprem sonrası arayıp araştırmasını istemiştir. Depremden önce ve sonra gelişen bir kaç ilginç olay da depremin normal bir deprem olmadığı düşüncemi sağlamlaştırıyor.

Depremden önce denizde büyük bir ateş topu ortaya çıkmış. Bunu depremden sonra birçok balıkçı doğrulamıştır ve birçok görgü tanığı vardır.

Bunun dışında HAARP’ın en büyük belirtisi olan gökyüzü renginin değişmesi de depremden önce herkesin ilgisini çeken bir olaydı.  

Depremin beklenenden uzun sürmesi, telefonların çalışmaması bunlar hep kuşku uyandıran olaylardır.  

HAARP ortaya çıkmadan önce bazı belirtiler gösterir. Yani burada tam tersi “Belâ geliyorum der”.

***

Artık devir değişti ve savaşlar sessiz oluyor. Deprem bunun en stratejik ve akılcı olanı. Depremi sadece “Allah yapar” yaklaşımı da ne yazık ki artık geçerliliğini kaybediyor.  

***

HAARP, namı değer Kıyamet Silahı birçok felâkete sebep olmuştur ve böyle giderse olmaya devam edecektir.

Bu cihaz genelde hareket halindedir ve sorumlusu olduğu deprem çoktur.  

Yakın dönemde gerçekleşen ve son zamanın en büyük depremlerinden biri olan Japonya Depreminin de bu korkunç cihazın bir oyunu olduğu düşünülmektedir.

Komplo Teorisyenlerine göre, Gölcük depremi sırasında yaşanan ve acaba deprem bir HAARP saldırısı mı dedirten “tesadüfler”: Deprem günü Gölcük’te basit bir devir teslim töreninde ABD’li ve İsrailli üst düzey komutanların oluşu, Deniz üssünde hiç bir Türk subaya giriş izni verilmeyen bir ABD deniz altısının oluşu olarak özetlenebilir. 

 

***

Olay daha dünya basınına yansımamışken İsraillilerin yardım çalışmalarına başlamış olması,depremden önce denizde büyük bir ateş topunun ortaya çıkması, Gökyüzü renginin değişmesi,

Depremin beklenenden uzun sürmesi, Telefonların çalışmaması gibi olaylar gözlemlenmiştir.

***

Evimde DVD’si de var, isteyen herkesi ağırlayın bu silahın boylamlar boyunca mikrodalga yayarak ABD’lilerin istedikleri ülkede denizlerde birkaç santigrat derece ısınma ve deniz suyunda kabarcıklar oluşmasına ve bunu depremin takip ettiğini yol açtığını o dönem herkes gözlemlemiştir.

***

Maalesef böyle bir tesis var ve ABD’nin başında her kim varsa, bunu istediği gibi kullanmıştı.

***

Akıl, hikmet ve bilim en önemli rehberimiz olsun.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 12 Eylül 2017

493 kez okundu
0

Prof. Dr. Recep Akdur, İlk Kurşun gazetesinde şöyle bir makale klavyeye aldı:

 

Etnik kimlik üzerinden siyaset yapmanın yâni ırkçılığın hepsi kötüdür. Herhangi bir nedenle, birinin ırkçılığını hoş görebilir veya görmezden gelebilir, diğerlerinki ise hoş görülemez diye bir şey yoktur. Kısa bir anlatımla ırkçılar arasında hiçbir fark yoktur.

Anadolu topraklarında “Türk ırkçılığının” aşağılanması bunun adışında kalan her türlü ırkçılığın olumlanması yâni çifte standart ve asimetri yeni değildir. Osmanlı zamanında bu asimetrik algılama ve uygulamaları neredeyse Türk’ü yurttaş saymama noktasına kadar varmıştır.

Atatürk, her türden ırkçılığı dışlayarak, Anadolu’da yaşayan etnik grupları kucaklayan bir ulus yaratmıştır. Bu süreçte Türk’lerin diğer etnik gruplarla eşit seviyeye çıkarılması, itibarlarının iâde edilmesi güçlü kardeşlik rüzgârlarını esmesine neden olmuştur.

12 Eylül’de tekrar yürürlüğe konan “böl ve yönet projesi” ırkçılık ve etnik kimlik üzerinden siyaset yapmayı tekrar piyasaya sürmüştür. Irkçılık yapanlar arasında asimetrik bir algı / paradigma yaratılması için her türlü araç ve yöntem kullanıldı, kullanıyor. Projeye göre, tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi, Türk etnik kimliği dışında kalan tüm etnik kimlikler üzerinden siyaset yapılabilir. Özetle yalnızca Türk ırkçılığı kötü, onun dışındakilerin tümü iyidir.

Oluşturulan asimetrik algı başlangıçta “Kürt milliyetçiliği’nin haklı ve meşrû, buna karşılık “Türk milliyetçiliğinin” haksız, yanlış olduğu yönünde idi. Günümüzde bunun daha da tehlikeli bir boyuta ulaştığı anlaşılıyor. Kötü olan yalnızca “Türk ırkçılığı” değil, Anadolu’da yaşayan tüm etnik gruplardan oluşan “Türk Ulusu” da kötü. Türk ulusunu ve birliğini savunmak da kötü!

Yıllardır bâzı odaklar mikro-milliyetçiliği bu arada da Kürtçülüğü ilericilik demokratlık ve hâttâ solculuk olarak yutturmaya çalışıyor. İşçi sınıfının karşısına / yanına halkları Kürt’leri koyarak bize elma ile armudu toplatabileceklerini sanıyorlar. Atatürk’ün tanımladığı etnik grupların tamamını kucaklayan “Türk Ulusu” ile “Kürt ırkını” eşitlemeye çalışıyorlar.

Dün TBMM’nde Sayın Birgül Ayman Güler’in anlatmaya çalıştığı da bu. Ancak oluşturulan asimetrik algı bu basit doğruyu bile anlatılamaz / anlaşılamaz hâle getirdi. İnsanlar, iyi veya kötü niyetle, farkında veya farkında değil, bilinçli veya bilinçsiz, sonuçta yaşamın tüm alanlarında bu asimetrik algıyla hareket ediyor. Yalnızca “Türk ırkına” saldırmakla kalmıyorlar doğrudan “Türk Ulusuna” ve “Türk Ulusu’nun Birliğine” saldırıyorlar. Bu durumda da “meşrû müdafaa” yapmaktan başka çâre kalmıyor. Bunu “Truva atlarının istifası” da önleyemez. Ne demişti rahmetli İnönü, “gerekirse yeni bir dünyâ düzeni kurulur ve Türk Ulusu da orada yerini alır”.

***

Sevgili arkadaşım Can Ataklı, bugünkü yazısında benimle olan sohbetinden bahsederek, asabiyyet mevzûuna değinmiş. Ben bilerek isim vermemiştim, her zamanki dürüstlüğünü, adam gibi adamlığını gene göstermiş. Kendisini sevgi ve saygıyla kucaklıyorum: http://www.tumkoseyazilari.com/yazar/can-atakli/26-01-2013-hepimiz-asabiyet-cahiliymisiz.html. 

***

 

Yeni Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in İngilizce’yi ne kadar mükemmel istimâl ettiği belli oluyor; zâten Meclis Albümü’nde de “çok iyi” bildiği yazıyor.

Çelik’in İngilizcesi sosyal medyada bakın neler dendi haksızca şeylere mâruz kalmış: “Ömer Çelik, 1968 yılında, İngilizce’ye tepki olarak doğmuştur”.

2931 kez okundu
0