Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in evrim

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Mars’a yerleşecek kolonicilerin akıbeti hakkında ilginç bir teori ABD'den

geldi. ABD'li akademisyenler, burada yaşayacak kişilerin evrim geçireceğini

iddia etti. 

 

Mars’ta koloni kurmak için kolları sıvayan Amerikan Havacılık ve Uzay

Dairesi'nin (NASA), bu plan çerçevesinde çözmesi gereken ilk sorun Mars’ın

insanoğlunun hayatına elverişsiz yapısı.

*** 

Ancak bu sorun ortadan kaldırılıp Mars’ta ilk insan kolonisi kurulduğunda

buraya gidecek insanları ilginç bir süreç bekliyor olacak.

***

Zira bir iddiaya göre Mars'a koloni kuracak astronotlar evrim geçirecek.

Bu iddianın sahibi ABD'deki Rice Üniversitesi'nde evrim üzerine araştırmalar

yapan Dr. Soloman'a göre, burada yaşayacak olan kolonicilerin ten renkleri

koyulaşacak, yer çekiminin gezegenimize olan farkından dolayı burada

yaşayan kişilerin kemikleri kalınlaşacak.

***

Ay'a ise ilk defa Yuri Gagarin ayak basmış ve garip bir kazada katledilmişti!

 

yuri gagarin ölümü ile ilgili görsel sonucu

 

Evrim devam ediyor.

Bilimsel düşünce rehberimiz, akıl ve hikmet de yol göstericimiz olsun.

Dilerim öyle olur…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 18 Ekim 2017 

Etiketler: evrim mars NASA
65 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Sevgili Mekâncılar,

Anksiyete (kaygı) türü bir rahatsızlık olan obsesif-kompülsif bozukluk (Obsesif Kompulsif Bozukluk), insanları tekrarlanan düşünce ve davranışlar döngüsüne hapsederek kısıtlayan bir hastalıktır.

Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler, denetleyemedikleri tekrarlayan ve gerilim yaratan düşünceler, korkular veya görüntüler  (obsesyonlar) sebebiyle huzursuz olurlar.

***

Bu düşüncelerin yarattığı anksiyete (kaygı) bazı ayinleri veya rutinleri acil olarak gerçekleştirme ihtiyacına (kompülsiyonlar) sebep olur.

***

Ritüeller takıntılı düşünceleri önleme veya akıldan uzaklaştırma teşebbüsüyle yapılır.

***

Ayin kaygıyı geçici olarak durdurur, takıntılı düşünceler tekrar oluştuğunda kişinin ayine hemen tekrar etmesi gerekir.

Bu Obsesif Kompulsif Bozukluk döngüsü kişinin gününden saatler çalarak normal günlük işlerini yapmasını engelleyebilir.

Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler saplantılarının ve takıntılarının gerçek dışı veya mânâsız olduğunun farkında olabilirler fakat kendilerini durduramazlar.

***

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) belirtileri nelerdir?

Yaygın obsesyon belirtileri:

Pislik veya mikrop bulaşmasından korkma

Başkasına zarar vermekten korkma

Hata yapmaktan korkma

Rezil olmaktan veya sosyal açıdan kabul edilemez bir şekilde davranmaktan korkma.

Şeytanca veya günahkârca düşünmekten korkma

Düzen, simetri, kusursuzluk ihtiyacı

Aşırı kuşku ve sürekli teminat ihtiyacı

***

Yaygın kompülsiyon (takıntı) belirtileri:

Tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama

El sıkışmayı veya kapı tokmağına dokunmayı reddetme

Kilit, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme.

Rutin işleri yaparken içinden veya yüksek sesle sürekli sayı sayma

Sürekli bir şeyleri belli bir biçimde düzenleme

Belirli bir sıraya göre yemek yeme

Genellikle rahatsız edici olan, akıldan çıkmayan ve uykuyu bölen kelimelere, görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma

Belirli kelimeleri, cümleleri veya duaları tekrarlama

İşleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı

Değeri olmayan şeyleri toplama veya biriktirme

***

Obsesif-kompülsif bozukluğa neler sebep olur?

Sebebi tam olarak anlaşılmamış olsa da, araştırmalar biyolojik ve çevresel faktörlerin OKB ile ilişkili olabileceğini göstermiştir.

Biyolojik faktörlerBeyin karmaşık bir yapıdır. Bedenin normal işleyişi için ihtiyaç duyulan, nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresi vardır.

Nöronlar elektrik sinyalleri yoluyla iletişim kurar.

Nörotransmitter adı verilen kimyasallar bu sinyallerin nörondan nörona iletilmesine yardım eder.

Araştırmalar serotonin adı verilen nörotransmitterin seviyesinin düşmesi ile Obsesif Kompulsif Bozukluk gelişimi arasında bir bağlantı tespit etmiştir.

***

Serotonin dengesizliğinin ebeveynden çocuğa geçtiğine dair delil de vardır.

Bu da obsesif-kompülsif bozukluğun genetik olabileceğinin göstergesidir.

Ayrıca beynin belirli bölgeleri serotonin dengesizliğinden etkilenir, bu da OKB’ye yol açar.

Bu problemin, beynin sağduyu ve planlama ile ilgili bölgeleri ve bedensel hareketleri içeren mesajları süzen bölgeleriyle bağlantılı olan beyin yolaklarıyla alâkalı olduğu görülür.

Araştırmalar Streptokok bakterisinin sebep olduğu belli bir tür enfeksiyon ile OKB arasında bir ilişki de tesğit edilmiştir.

***

Eğer bu enfeksiyon nükseder ve tedavi edilmezse, OKB gelişimine ve çocuklarda diğer bozukluklara sebep olabilir.

Çevresel faktörler: Bazı çevresel stres yaratıcı faktörler OKB’yi tetikleyebilir.

Belirli çevresel faktörler ise kişide var olan bu rahatsızlığı kötüleştirebilir. Bunlar:

Tacize uğrama

Hayati Değişiklikler

Hastalıklar

Sevilen birinin ölmesi

İş veya okulla ilgili değişiklikler veya problemler

İlişkiyle ilgili kaygılar

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) ne kadar yaygındır?

OKB ABDde 3.3 milyon yetişkini ve 1 milyon çocuk ve genci etkilemektedir. Rahatsızlık ilk olarak çocuklukta, gençlikte ve yetişkinliğin ilk yıllarında ortaya çıkar. Irk ve sosyoekonomik alt yapı fark etmeden bütün kadın ve erkeklerde eşit oranda görülür.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) teşhisi nasıl konur?

OKB için laboratuar testi yapılmaz.

Doktor hastanın ayinlere ayırdığı zaman da dâhil olmak üzere hastanın belirtilerini değerlendirerek teşhisini koyar.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) nasıl tedavi edilir?

OKB kendi kendine geçmez, bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. En iyi tedavi yöntemi ilaç ve bilişsel davranış terapisidir.

Bilişsel davranış terapisi: Bilişsel davranış terapisinin hedefi, obsesif-kompülsif bozukluğu olanların ritüellerini gerçekleştirmeden korkularıyla yüz yüze gelmelerini ve kaygının azaltılmasını sağlamaktır.

Bu terapi obsesif-kompülsif bozukluğu olanlarda sıkça görülen abartılmış veya felâketler içeren düşünceleri azaltmaya da odaklanılır.

İlaç tedavisi: Trisiklik antidepresanlar, selektif serotonin geri alım inhibitörleri:

OKB tedavisinde yardımcı olabilir. Hastaların ilaç ve bilişsel davranış terapisine cevap vermedikleri şiddetli vakalarda Elektrokonvülsif Terapi (EKT) veya beyin cerrahisi kullanılabilir.

***

EKT esnasında hastanın başına elektrotlar takılır ve beyne nöbete sebep olan bir dizi elektrik şoku verilir, bu nöbetler beyinde nörotransmitterlerin salıverilmesine sebep olur.

Sürekli tedavi sonucunda hastalar normal veya normale yakın hayat sürerler.

Erken teşhis her zaman tedavi süresini azaltır.

Gecikmekten değil, tedavi olmaktan korkmayın.

***

Caner Taslaman, ilk, orta ve lise eğitimini doğduğu şehir olan İstanbul’da bitirmiş.

Kimya mühendisi bir annenin ve doktor bir babanın oğlu olarak küçük yaşlardan itibaren doğa bilimleri ile ilgilenmiş.


 

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde Üniversite eğitimini tamamlamış.

***

Üniversite eğitimi sırasında antropoloji, din sosyolojisi, bilgi sosyolojisi gibi alanlarla ilgilendi.

Marmara Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri bölümünde, Big Bang Teorisinin felsefe ve teoloji ile bağlantısı üzerine yaptığı teziyle yüksek lisans, Evrim Teorisinin felsefe ve teoloji ile bağlantısı üzerine yaptığı teziyle doktora derecesini kazanmış.

***

Daha sonra ise Kuantum Teorisinin felsefe ve teoloji ile bağlantısı üzerine yazdığı kitapla doçent olmuş, yine bilim-felsefe-din üçgenindeki çalışmalarıyla profesörlük derecesini de almış.

***

Ayrıca“Küreselleşme Sürecinde Türkiye'deki İslam” çalışmasıyla ikinci doktorasını İstanbul Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesinde tamamlamış.

İlk olarak Tokyo Üniversitesi'nde daha sonra Oxford Üniversitesi'nde post-doktora çalışmaları yapmış.

Harvard Üniversitesi'nde ve Cambridge Üniversitesi'nde misafir akademisyen olarak bulunmuş.

Son dönemdeki çalışmalarında ve yurt dışında bulunduğu üniversitelerde en çok odaklandığı konu modern bilim-felsefe-din ilişkisi olmuş.

***

Yıldız Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümünde profesör öğretim üyesi...

Bilim-Felsefe-Din İlişkisi, Küreselleşme ve İslam, Kur'ân ve Bilim, Din Felsefesi,

Bilim Felsefesi, Fizik Felsefesi ve Biyoloji Felsefesi en çok ilgilendiği alanlar…

***

Mars'a çoktan gidildi zaten.


Bu arada, rakı da dâhil her türlü içkiyi en az bir seneliğine terk ettim. Bunu da beynimdeki frontal bölgedeki iradeyi düzenleyen bölge sayesinde yaptım.

 frontal bölge ile ilgili görsel sonucu

***

Fikirlerim onunkilerle çok örtüşüyor.

Bütün sorum İngilizcede zaman ve vakit anlamına gelen iki terim bulunmamasında.

***

Evrimsel Psikiyatri kitabı da yakında bitecek ve Kırmızı Kedi'den yayınlanacak diye umuyorum. Bunun için de ömrüm yetecektir umudundayım.

***

Gözleriniz Ulusal Kanal, National Geographic ve benzeri kanallarda olsun.

***

Yakında Can Ataklı'yı ve karısını ağırlamayı umuyoruz.


Bilimle, akılla ve sağlıcakla kalın.

 

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya - 02 Ekim 2017 Pazartesi

152 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Nobel ödüllü Bilim Adamı Aziz Sancar’ın “Ben Allah’a inanıyorum, isteyen evrime inanır” şeklindeki sözlerinin çarpıtıldığını belirtildi ama aslında hiç de öyle değil.

***

Aziz Sancar’ın “ben Müslüman’ım ve Allah’a inanıyorum. Evrime inanmak

gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir” demiş.

Aziz Sancar’ın “en eski evrimciler İslam’ın Altın Çağı denen dönemde

şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamlarıydı” dediğini söylemiş.

***

Türkiye’de evrimin eğitim müfredatından çıkarılması sonrası Nobel Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar, “Türkiye’de evrimi ne zaman öğretelim kavgası beni çok kızdırdı. Türkiye’nin çok sorunu var demiş.

***

 

Bir krizden öbürüne geçiyoruz. Ben Allah’a inanıyorum, evrim olmuş olmamış fark etmez, inanan inanır, inanmayan inanmaz demişti.

***

Aziz Sancar evrime inanıyor, “ben Allah’a inanırım. İsteyen evrime inansın” inansın diyor”.

Kendisi bilim adamı. 

Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim — değişime bizzat şahit olmuş bir bilim adamı.

Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı “Evrime inanmıyorum” demez.

Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar…

Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye — değişime şahit olmuş bir insan.

Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı.

Bilim adamları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri “Fotoliyaz” diye isimlendirdiler.

Sancar ise, Fotoliyaz geninin — proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını ispat etti ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene — proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni 'Kriptokrom' adıyla tescilledi!

***

Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla mümkün  değil. Bunları bildiğim için Sancar'a sordum, nedir bu?

Nihayet Gürcistan'dan önceki gün döndü ve cevap verdi: Evrim gerçektir!" güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle" demiş.

***

Aziz’i en çok üzen Türkiye’de üstümüze aptal tozu serpilmiş gibi durmadan akla mantığa sığmayacak sebepler bulup, bütün enerjimizi bu yapay kavgalara harcıyor ve ülkemize zarar veriyoruz, bu büyük bir günahtır”

Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye…

***

Peki, gerçek neydi?

“Bir gencimiz bilim ve inanç konusunda soru sordu. Ona şu cevabı verdim: ‘Ben Müslüman’ım ve Allah'a inanıyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir.'

Aziz Hoca: “Yapay kavgalar çıkarıp ülkemizi krizlere sürüklüyoruz… Bence bu yapay kavga başka şeylerde olduğu gibi maalesef Amerika'dan ithaldir. Batısı’ndaki Tennessee’dedir ve Türkiye'deki birçok ‘yaratıcı buradaki yobazlardan ithal malı fikirlerle maalesef ülkemizi fuzuli işlerle meşgul ediyor.'

BİLEREK YANLIŞ YANSITILMIŞ

Aziz Sancar'ın kendisine verdiği “Aziz Sancar'ın evrim ve evrimcilerle ilgili şu görüşlerini” de aktardı: “En eski evrimciler İslam’ın Altın Çağı denen dönemde şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamlarıydı; bunu evrim fikrinin tarihçesi üzerine bir kitapta okudum.'

***

Aziz Hoca, kimya profesörü eşi Gwen’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor.

***

Sebebi, Gwen'in okuduğu yıllarda Teksas’ta orta eğitimde evrim okutulmamasıydı.  Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitesinde okudu.  Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki “şimdi ikimiz de evrim ve Allah hakkında benzer fikirdeyiz.  “Evrim vardır ve kim ne derse desin bu gerçek ortadadır”.

Aziz Hoca, Azerbaycan'daki konuşmasının Türkiye'ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor.

***

Medyaya hiç de çıkmak istemediğini belli.  Kendisine gelen görüşme, söyleşi ve benzeri taleplerine hayır diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor.

Şu sözleri ne kadar doğru: “Bu gibi abes işlerle uğraşsaydım sigaranın DNA’da kanser yapıcı tahribatının haritasını,  “Piri Reis Haritası’nı yapabilir miydim” demiş.

***

Aziz Sancar bir bilim adamı ve Nobel almış. İzmir’de bir Atatürk evi kurmuş ve Allah’a inanıyor.

Ben de öyleyim.

***

Ben ve karım evrimin filmini çektik ve ta Afrika’da Ümit Burnu’na da gittik. Zulu’ları ziyaret ettik.

zulu ile ilgili görsel sonucu

 Zulular

Merkantilist bir ekonomi anlayışları var.

Eğer bir kadın bekârsa ve bakireyse, fiyatı 40 öküz.

Boşanmışsa ve evlenmek isterse 30 öküz...

***

Trafik soldan ve ipek böceği larvası ikram ettiler, tabii ki yiyemedik ama kendilerine özgü bir erkekliğe kabul edilme törenleri var.

ipek böceği larvası ile ilgili görsel sonucu

El sıkışıyorlar ve ayinler düzenliyorlar.

Sonra da hep beraber esrar içip kafa bulmadan ayakta kalıyorlar!

Bir kısmı Katolik, çoğu Şaman…

***

Birkaç güne kadar bunları youtube’a yükleyip çok güzel bir belgesel hazırlamış olacağız.

***

Sonra da Evrimsel Psikiyatri Kitabı ve ver elini Almanya.

Yakınlarda Can Ataklı'yla ve eşiyle yemek yiyecek ve en 200 sene daha yaşayacağız.

can ataklı ile ilgili görsel sonucu

Halk ve Ulusal TV, bir de National Geographic. 

Hiçbirinde sansür yok...

Sevgiyle, bilimle ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 14 Eylül 2017

172 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Mahmut’a çocukluğundan beri Allah’ın insanları cezalandırdığı öğretilmişti. Bu düşünce onu çok rahatsız ediyordu. Karısı Kadriye ise dinini sorgulamaya başladığında dokuz yaşındaydı.

***

Kadriye “bana kader inancı öğretilmişti” diyor. “Öksüz bir çocuk olduğum için, ‘Bunu hak edecek ne yaptım?’ diye düşünüyordum. Geceleri sabaha kadar ağlıyordum. 15 yaşına geldiğimde, dışarıdan belli olmasa da artık inancımı kaybetmiştim.”

***

Peki, siz din hakkında ne düşünüyorsunuz?

***

Birçok ülkede dindar olmadığını söyleyen insanların sayısı giderek artıyor. Bu durum dinlerin geleceği hakkında soru işareti uyandırıyor.

***

Şimdi farklı ülkelerdeki bazı istatistiklere bakalım.

AVUSTRALYA

Anketlere göre nüfusun yaklaşık yüzde 50’si dindar olmadığını söylüyor.

***

Yüzde 10’u ise Ateist olduğunu belirtiyor. 2010 yılında bir din adamı “son 40 yılda” insanların “kitleler halinde Hıristiyan inancını terk ettiğinden” şikâyet etti.

***

FRANSA

Ankete katılanların sadece yüzde 37’si dindar olduğunu söyledi. Geri kalanı dindar değil veya Ateist. The Economist dergisine göre, bir zamanlar Katolikliğin kalesi olan bazı yerler bile “yıkılmak üzere.”

***

İRLANDA

Görünen o ki İrlandalılar toplum olarak dinden uzaklaşıyor. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 45’i dindar olmadığını, yüzde 10’u ise Ateist olduğunu ifade etti. Yüzdeye vurulduğunda İrlanda en çok Ateist nüfusa sahip ilk 10 ülkeden biri. Haberlerde de “Katolik İrlanda’nın sonunun geldiğinden” bahsediliyor.

***

JAPONYA

Ankete katılan Japonların sadece yüzde 16’sı dindar olduğunu söyledi. Yüzde 62’si dindar değil veya Ateist.

***

GÜNEY AFRİKA

Ankete göre dindar olduğunu söyleyen Güney Afrikalıların sayısı 2005-2012 yılları arasında yüzde 19 azaldı.

***

TUNUS

2013 yılında, bir ankete katılan Tunusluların yaklaşık yüzde 60’ı artık camiye gitmeyip evde namaz kıldığını belirtti. Bunun nedeni olarak vaazlarda insanların şiddete teşvik edilmesi gösteriliyor.

***

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

2005’ten beri dindar olduğunu söyleyen insanların sayısı yüzde 13 azaldı. Ankete katılan her 5 kişiden 1’inin dinle ilgisi yok. 30 yaş altı yetişkinlerde bu oran 3’te 1. Her yıl binlerce kilise kapanıyor.

***

VİETNAM

Ankete göre dindar olduğunu söyleyenlerin sayısı 2005-2012 yılları arasında yüzde 53’ten yüzde 30’a kadar düştü.

Tunus hariç bütün istatistikler Gallup Araştırma Şirketi’nin 2012’de yayımladığı Din ve Ateizm konulu anketten (Global Index of Religion and Atheism) alınmıştır.

***

57 ülkede yapılan anketin sonuçları, dünya nüfusunun yüzde 73’ünden fazlasının görüşlerini temsil ediyor.

***

İnsanlar Neden Dinden Soğuyor?

Bunun çeşitli sebepleri var. Bazı kişiler dinin neden olduğu veya onayladığı şiddet ve terör olaylarından dolayı, bazıları da din adamlarının adı seks skandallarına karıştığı için dinden soğuyor.

***

Ancak birçok insan ilk bakışta göze çarpmayan başka sebeplerden dolayı dinden uzaklaşıyor. Bunlardan üçünü ele alalım.

Refah düzeyi: Bir araştırmada şu sözler yer aldı: “Refah seviyesi arttıkça dindarlık azalıyor” (Global Index of Religion and Atheism). Bu sözler çok önemli, çünkü birçok ülkede insanlar hızla zenginleşiyor. Ekonomi profesörü John V. C. Nye’ye göre bazı yerlerdeki insanlar “iki yüzyıl önce yaşamış en güçlü kıralı bile kıskandıracak bir hayat standardına sahip.”

***

KUTSAL KİTAP NE DİYOR? Yaratıcımızın Sözü, içinde yaşadığımız “son günlerde” birçok kişinin Tanrı ve insanlardan çok, parayı ve zevki seveceğini bildirmişti. Zenginliğin insana verebileceği manevi zararların farkında olan imanlı bir adam Tanrı’ya şöyle dua etmişti: “Ne yoksulluk ne de zenginlik ver.”

***

Peki, bu arzusunun sebebi neydi? Şöyle devam etti: “Tokluk içinde . . . seni inkâr etmeyeyim”

Dinî gelenekler ve ahlak: Pek çok insan, özellikle de gençler din olgusunun gereksiz ve çağ dışı olduğunu düşünüyor. Bazıları ise dine olan güvenini kaybetti.

***

İskoçya Hümanist Derneğinin basın sözcüsü Tim Maguire, yüzyıllar boyunca kiliselerin yaptıklarına değinerek şöyle dedi: “İnsanların kiliselerden uzaklaşmasının nedeni onları artık ahlak konusunda otorite olarak görmemeleri.”

KUTSAL KİTAP NE DİYOR? İsa peygamber, insanlara yanlış bilgiler öğreten din adamları hakkında şöyle demişti: “Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. . . . . Her iyi ağaç iyi meyve verir, fakat her çürük ağaç kötü meyve verir”. Dinlerin siyasete karışması ve eşcinsellik gibi Yaratıcımızın nefret ettiği davranışları onaylaması bu ‘kötü meyveye’ birer örnektir.

***

Ayrıca Kutsal Yazılarda bulunan öğretiler yerine geleneklere ve ayinlere bağlı kalmak da buna örnektir.

İsa öğrencilerine insanların manevi ihtiyaçlarını karşılamalarını öğütlemişti.

***

Ancak bugün pek çok insan bu konuda açlık çekiyor.

Din ve para: Pew Araştırma Merkezine göre çok sayıda insan, dinlerde paraya fazla önem verildiğini düşünüyor. Ayrıca bazı dini liderler, o dine mensup kişilerden farklı olarak lüks içinde yaşıyor.

***

Mesela Almanya’nın bir şehrinde, kiliseye giden pek çok kişi zar zor geçinirken, piskopos zenginlik içinde yaşıyordu. Piskoposun bu hayat tarzı oradaki birçok Katoliği kızdırdı.

***

Başka bir örnek ise Nijerya’dan: GEO dergisinin bir haberine göre “100 milyon insanın günde 1 Euro’dan az bir parayla yaşadığı Nijerya’da, bazı papazların gösterişli hayatı sorun hâline gelmeye başladı.”

 

KUTSAL KİTAP NE DİYOR?

İsa’nın elçisi Pavlus şöyle yazmıştı: “Tanrı’nın sözünün seyyar satıcılığını yapmıyoruz” Birinci yüzyıldaki cemaatte önemli görevleri olsa da, Pavlus başkalarına yük olmamak için çalışarak kendi geçimini sağladı. Onun bu tutumu İsa peygamberin şu emrine itaat ettiğini gösteriyor: “Ücretsiz aldınız, ücretsiz verin” .

***

Bu ilkelerle uyumlu olarak, Yehova’nın Şahitleri de insanlara Kutsal Kitabı öğretirken veya yayın verirken para talep etmezler.

***

İbadet Salonlarında para toplamazlar. Faaliyetleri için gereken para gönüllü bağışlarla karşılanır.

İnsanların Dinden Soğuyacağı Önceden Bildirilmişti

Kısa süre öncesine kadar dinlerin böyle bir duruma düşeceği tahmin bile edilemezdi. Ancak, Yaratıcımız bu durumu önceden Kutsal Kitapta bildirmiştir.

Kutsal Kitap Tanrı’ya sadık kalmayan bütün dinleri “Büyük Babil” diye adlandırır.

***

“Babil” çok uygun bir isimdir, çünkü birçok dinde öğretilen ruhun ölümsüzlüğü, üçleme, büyücülük gibi sahte öğretiler ve uygulamalar eski Babil şehrinden çıkmıştır.

***

Bu şehir sahte dine ve batıl inançlara batmış durumdaydı. Sahte dinler bir yandan Tanrı’ya sadık olduklarını iddia ederken diğer yandan güç ve zenginlik elde etmek için bu dünyanın yöneticileriyle yakın bir ilişki kuruyor.

Kutsal Kitap dinlerin siyasete karışmasını ahlâksızlığa benzetir.

Eski Babil şehrine dönecek olursak, bu şehir Fırat Nehri’nin sularıyla dolu bir hendek tarafından korunuyordu. Bu sular kuruyunca Med Pers ordusu şehri kolaylıkla fethetti Şehir bir gecede ele geçirildi!

***

Kutsal Kitap, bugün Büyük Babil’in de ‘bol sular üzerinde oturduğunu’ ve bu suların sahte dinleri destekleyen milyonlarca insandan oluşan ‘halklar ve topluluklar’ olduğunu söyle. Ayrıca bu sembolik suların kuruyacağını, yani insanların sahte dinlerden desteğini çekeceğini önceden bildirir; bu gelişme Büyük Babil’le temsil edilen sahte dinlerin yakında  gerçekleşecek ani yıkımının habercisidir.

Peki, sahte dinleri kim yok edecek? Ona karşı sevgisi nefrete dönüşecek olan siyasi yöneticiler.

***

Onlar sembolik olarak Büyük Babil’i yağmalayacaklar, yakıp kül edecekler

Eski Babil şehrinin etrafındaki suların çekilmesi insanların sahte dinlerden çıkışını temsil eder.

***

“Ondan Çıkın”

***

Büyük Babil çok yakında yok olacağı için Tanrı bizi sevgiyle şöyle uyarıyor: “Ey halkım, onun günahlarına ortak olmak ve başına gelecek belalardan pay almak istemiyorsanız, ondan çıkın”.

***

Bu sözler, makalenin başında adı geçen Gaffar ve Hediye gibi insana acı veren öğretilerden rahatsız olanlar ve Tanrı’nın onayını kazanmak isteyenler için bir uyarı niteliği taşır.

***

Mahmut Kutsal kitabı incelemeden önce Tanrı’ya sadece korktuğu için itaat ediyordu. Şöyle diyor: “Yehova’nın sevgi Tanrısı olduğunu öğrendiğimde içimi büyük bir huzur kapladı. O kendisine sevgiden dolayı itaat etmemizi istiyor”.

***

Kadriye de öksüz kalmasının kaderinde yazmadığını, yani buna Tanrı’nın neden olmadığını öğrenince huzur buldu. Tanrı’nın insanları kötü şeylerle sınamadığını söyleyen gibi ayetler onu rahatlattı. Kadriye ve Mahmut Kutsal Kitap’taki Hakikat’i benimsediler ve Büyük Babil’den çıktılar.

***

Uyarılara kulak vererek, Tanrı’ya ‘ruhla ve hakikatle tapınmak’ için Büyük Babil’den çıkanlar sahte dinler yok edildiğinde hiçbir zarar görmeyecek.

***

Bu kişiler şu sözlerin gerçekleşeceği günü ümitle bekliyor: “Sular deniz yatağını nasıl kaplıyorsa, Yehova bilgisi de yeryüzünü öyle dolduracak”

***

Evet, sahte dinlerin ve kötü işlerinin sonu kesinlikle gelecek, çünkü Tanrı ‘yalan söyleyemez’. Hakiki din ise sonsuza dek kalacak!

***

Bular bir derleme; din nass yani dogmadır ve 5000 küsur dinin hepsinde dogma vardır.

Psikolojik açıdan “birincil süreç düşünceyi” doyurduğu ve Arketiplerin Ortaklaşa Bilinçdışından alınıp yakalanan Arketiplere ulaşmamızı sağladığı için de, kolay kolay ortadan kalkmayacaktır.

***

Nobel kazanan Prof. Dr. Aziz Sancar gibi hem imanı hem evrimi aynı yüreğe sığdıran Atatürkçü aydınlar da hep Dünya’ya gelecektir.

Bilimle, akluhikmetle ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 05 Eylül 2017 Salı

271 kez okundu
0

Posted by on in Genel

Her iki sanatçıyı da Çeşme’deki Açık Hava Tiyatrosu’nda seyrettik ve

mükemmel performanslarıyla bizi kendilerine hayran bıraktılar.

Sertap Hanım yanında hiç koruma olmadan bütün tribünleri dolaştı, kıyafeti son derecede güzel bir de sese sahip ve Chrone Hastalığı olmasına rağmen güzel bir program sundu.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, sahnedeki insanlar ve gece

 

Bakmayın makyajlı haline, kim bilir kaç defa Nusret Et Lokantası’nda yan yana geldik.

Oralarda üzerinde incecik ve mütevazı bir t-shirt ve ayaklarında bule  jeanle oturur ve hep gülümseyen bir çehreyle etrafı süzer.

sertap erener ile ilgili görsel sonucu

***

Programındaki performansı çok iyiydi ve tam üç buçuk saat Çeşmelileri kendinden geçirdi. Koreografi, danslar ve ışık sistemi mükemmele yakın derecede güzeldi.

Saat gece yarısı olduğunda “bir yere gitmeyin, geliyorum” diyerek üçüncü bis şarkısını seslendirdi.

Arada “bu memlekette sanat icra etmek zorlaşıyor” dedi ve kıyafet değiştirdi; tekrar sahneye döndüğünde neredeyse herkesle tokalaştı ve yaklaşık 4 küsur oktavlık sesiyle bizleri mest etti. Tam “eyvah, hastalığı ona zarar vermesin” diye kafamızdan geçirirken sahneden sessizce süzülüp kulise geçti.

Merdivenler çok dik olduğu için yanına gidemedik ama örtülü mesajla ne demek istediği açıktı. Anlayan anladı.

***

Sibel Can bir Roman ve Allah vergisi sesiyle dinleyenleri mest etti. Sahnede kalmayı tercih etti ve daha çok Arabesk tarzı şarkılar icra etti. Kendisi uzakta olmasına rağmen rengi soluktu ve arada titriyordu. “Herhalde üşüttü” diye geçirdi; nitekim hemen konserin bitişinde soluğu hastanede almış.

***

Sibel Hanım’ın Nice ve Monaco gibi şehirlerde malikâneleri var.

Maddî imkânsızlıktan ortaokulu ancak bitirdikten sonra sürdürdüğü sanat hayatında sahneye çıkardığı ve “üstadım” diye hitap ettiği orta yaşlı bir kemancı “ben yaşlandım, bakarsınız birkaç sene sonra gelemeyebilirim” deyince, “hiç öyle olur mu, başımızın tacısınız” demesini duygulanarak seyrettim.

sibel can ile ilgili görsel sonucu

***

Aslında seneler önce bir televizyon canlı yayınında kendisini hipnotize etmiştim. O da “bu gözlere dayanabilir misiniz” diye sorduğunda “aldığımız eğitim icabı en güzel gözler bile bizi etkilemez” dediğimde şirin bir şekilde gülümsemiş, o zamanlar asistan olan birkaç meslekdaşım da (biri Dr. Aytül Çorapçıoğlu idi) beni arayıp kutlamıştı…

***

Hayat devam ediyor. Değerli Meslekdaşım Doç. Dr. Sultan Tarlacı da kitabını anlatıp evrimi incelemiş.

sultan tarlacı ile ilgili görsel sonucu

Ben de hem onun eserinden hem de bendeki kitaplardan yararlanarak Evrimsel Psikiyatri kitabımı yazmaya devam edeceğim.

***

Barışla, sevgiyle ve evrimle kalın.

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 15 Ağustos 2017

253 kez okundu
0