Mehmet Kerem DOKSAT

HÜR, SAYGILI VE YAPICI TARTIŞMALARIN MEKÂNI

Subscribe to this list via RSS Blog posts tagged in terapi

Posted by on in Genel

Evliliği zedeleyen temel problemler nelerdir?

O kadar çok şey sayabilirim ki… Sadakatsizlikten tutun da, taraflarda birinin sigara kullanırken, diğerinin ağzına bile almaması gibi pek çok şey sayılabilir. Aşkın bir ömür boyu sürebileceğini ama şehvetin elbet zamanla azalacağını unutmamak gerekir!

Sadakatsizlik illaki heteroseksüel olmak zorunda değildir. Meslek hayatımda homoseksüel pek çok aldatma veya bir gecelik ilişkiye de rastladım. Böyle bir hastamın oğlu da homoseksüel olmuştu. Adam iyice gemi azıya almış ve sürekli olarak eve gay (Adana’da hâlâ “top” gibi lâkaplarla anılır) alıyordu. Bir gece dört beş yerinden bıçakladılar ve oracıkta vefat etti. Karısı da bir süre Avustralya’ya kaçtı; daha sonra anavatanına döndü ve ilaçlarını alması ve psikoterapisi 2 seneden fazla sürdü. Oğluyla da görüştüm. Kendiyle barışık, kız gibi ama ne yaptığını bilen 16 yaşında, yeşil gözlü bir oğlandı. Daha sonra hayatına homoseksüel olarak devam etti. Mutlaka prezervatif kullanmasını tembihledim. Hâlen çok iyi durumda…

Evlilikte sağlıklı iletişim kurabilmenin yolları nelerdir?

Her şeyden önce dostluk, empati (eşduyum) ve saygı çok önemlidir. Saygının kaybı, ilişkiyi de zedeler ve bir süre sonra bezginliğe, tahammülsüzlüğe yol açar. İnsanlar birbirlerini eskitip tüketmeden (burneout) yaş almayı bilmelidir. Bu “Tükenmişlik Sendromu” da denen bu tablo depresyondan farklıdır. İlk defa Herbert Fraudenberg tarafından, 1974’te tanımlanmıştır. Nadiren antihistaminikler /msl. Hidroksizin: Atarax) veya benzodiyazepinler (kısa etkililer ama fazla uzatmadan: alprazolam [Xanax] veya benzerleri) verilir.

***

Daha ziyade Kısa Süreli Krize Müdahale tekniği uygulanır. Bitkinlik, güdülenme kaybı, sıkıntı, hatalı Ego Savunma Mekanizmaları kullanma tipiktir. Zamanla hafıza sorunlarına ve depresyona, psikosomatik hastalıklara kadar pek çok şeye yol açabilir. Kişi kendini alkole, diğer maddelere veya paradoksal olarak aşırı çalışmaya verip, bir işkolik hâline gelebilir.

Evlilik yorgunluğu nedir?

Metal yorgunluğu gibi bir şey bu... Her şey gibi evlilik de emek, fedakârlık ve dostluk paylaşımı gerektirir. Hele evde bir hasta veya bakıma muhtaç kişi varsa- ki ben bunu çok yaşadım, Neslim de hemen hemen aynı şeyi deneyimlemekte, işbirliği ve dostluk şart. Emek verilen, sevgi suyuyla nemlenen, gülle taçlanan ve arada da şehvetle taltif edilen evlilikler yürür.

Asperger Sendromlu kocası olan genç ve güzel bir hanım hastamın vardı. Adam o kadar duygusuz, ilgisiz ve lakayttı ki, sonunda kadıncağız adamı boşadı; çocuklarına da, babasına da kendisi bakmakta. Tabii ki ilaç ve psikoterapi ile yardım alıyor. Boşandığı kocası da yaşam koçlarına, oralara buralara gidiyor! Asperger Sendromlu erkeklerin karıları genellikle depresif veya, en azından, umutsuz ve bedbin olurlar; hele duygusal kişilikleri varsa…

***

Evlilik yorgunluğu ne tür sorunlara yol açar?

Bir hastamdan örnek vereyim: Sürekli olarak hayat kadınlarıyla karısını aldatan bir adam vardı. Bir gün gene otele bir fahişe atmış, ücretini ödemiş, işi yoluna koymuştu; sevişiyordu anlayacağınız. Karısı birden oteli basıp dördüncü kata çıkıp, 412 numaralı otelin kapısını çalmış, adam da gaflete düşüp açmıştı. “Vah namussuz, şerefsiz” diye bağırmakta olan karısına bir an için bakan adam derhal “defol şirret karı, kimsin sen? Sapık mısın? Hırsız mısın, tanımıyorum seni” diye bağırmıştı. Kadın şaşkına dönmüş. Ön kapıdan yürüyerek kocasının ofisine seğirtmişti. Adam orta yaşlı bir mimardı. Sekreterler ve bütün diğer personel tembihli oluğu için, karısı içeri daldığında şunu görmüştü: Bacaklarını masasının üzerine atmış, purosunu yakmış, kahvesini içen Kocası… Elbisesinin rengi de tutmuyordu tabii ki. “Bir daha beni iş yerimde aklın sıra basıp da, el âleme rezil etme, boşarım ha” deyince, kadın daha hiç ağzını açmamıştı. Sonradan devamlı olarak bu işleri yaparken HIV kaptı adam ve uzun süre tedavi gördü. AIDS olmamayı başarmıştı ama artık cinsel gücünü de kaybetmişti. Uzun süre ikisine de antidepresan verdim. Adama, ayrıca, hipnozla Bağışıklık Sistemini güçlendirmek ve bir türlü terk edemediği sigarasından kurtarmak için yardımcı oldum. Şimdi epey ihtiyarladılar ve kötü şeyleri unutuyor, güzel günleri yâd ediyorlar.

***

Evlilik yorgunluğunu önlemek için neler yapmak gerekir?

Monogamik (tek kadınla yapılan) evliliklerde arada bir gül almak, iltifat etmek, yemeğe çıkmak, dozunda ve maddi imkânları aşırı zorlamadan sosyal faaliyetlere katılmak en doğrusu; kadınlar doğum günlerinin, evlilik seneidevriyelerinin hatırlanmasına pek önem verirler… Tibet gibi poliandrik memleketlerde ise iş daha karışık. Erkeklerin çoğu râhip olduğu için, kadınlar birkaç erkeğe karılık yapıyorlar.

Evlilik yorgunluğundan kurtulmak için neler yapmak gerekir?

Tatillere çıkmak (bizim son Viyana seyahatimiz fıkra gibiydi ama olsun, Mozart’ın müzesini seyredip, güzel de bir konser temaşa ettik),

Evliliğinde duygusal uzaklaşma hisseden kişi ne yapmalı?

İlk hamleyi karşıdan beklememeli ve bir kısır döngüye yol açmamak için, önce kendisi aramalı. Her türlü çift için geçerli bu.

Evlilikte fikir çatışmaları ne zaman başlar?

Feodal yapılarda daha ilk gün ama genellikle kadın gıkını çıkaramaz. Modern zamanların hayatında ise “kim kime dum duma” bir tabloya sık rastlar olduk.

***

Evlilikte çatışmalarla başa çıkabilmek için hangi becerilere sahip olmak gerekir?

Zeki olmak, bunu akla dökebilmek ve küçücük ipuçlarını veya detayları değerlendirerek, tam bir işbirliğine girmek şart. Diğerkâmlık (altruism) ve fedakârlık kime düşüyorsa, hemen o rolü kapmalıdır.

Evlilikte fikir uyuşmazlığından kaynaklanan sorunlar nasıl çözülür?

Konuşarak, suhuletle (yumuşaklık, nezaket) ve zarafetle… Dayak, sövme, can acıtma çağdışı şeylerdir. Sadece öfkeyi, hattâ kini arttırır. Eğer bir türlü olmuyorsa, bizler ne güne duruyoruz ki? Açıp telefonu randevu alabilirler…

Evlilikte kavga etmeden tartışmanın yolları nelerdir?

Medeni (uygar) olmak; dinlemeyi bilmek, karşısındakinin sözünü sonuna kadar sabırla dinlemek ve övgüde zengin, eleştiride fakir davranabilmek…

Erken yaşta evlenmek ne gibi sorunlara yol açar?

Kırsal kesimde bardal, beşik kertmesi ve benzeri töreler yahut âdetlerle çökerken evleniyorlar. Bizler, kent-soylu yaşayan insanların elleri iş tutmadan, kariyerlerinde bir yerlere gelemeden ve sosyal zekâları yeterince gelişmeden evlenilmesine sıcak bakmıyoruz. Bu da erkeklerde 30-35, kadınlarda 25-30 yaş arası demek…

***

İdeal eş ne gibi özellikler taşır?

Bu çok izafi (göreceli) bir şey... Herkesin huyuna, kişilik özelliklerine göre değişir. Tanışmak şerefine nail olduğum ve tam anlamıyla bir filozof olan Cloninger, Zarardan Kaçınma, Sebatkârlık, Yenilik Arama ve Ödül Bağımlılığı şeklinde dört temel huy tarif etmiştir. Bunu da evrimsel psikoloji yoluyla, hem hayvanlarda, hem insanlardaki gözlemleriyle tespit etmiştir.

İşbirlikçilik, Kendini Yönetme ve Kendini Aşma şeklinde de üç ana Karakter tanımlamıştır.


İşte, eşlerin hangi temel huyları ve/veya karakterleri taşıdıkları; keza hangi kişilik gruplarından oldukları da çok önemlidir. Cıvıl cıvıl kendini aşma meraklısı birisiyle, hımbıl, tembel, evinden çıkmaktan hazzetmeyen birisi tabii ki anlaşamaz!

Evlilik eşlerin karakterinde değişime yol açar mı?

Hayır, ama kişilik gelişimi ömür boyu süren, dinamik ve faal bir süreçtir Onu etkiler. Böyle 30-40 sene evli kalanların davranışları ve tipleri bile birbirlerine benzemeye başlar…

Evlilikte eşler arası ilgisizlik nasıl önlenebilir?

Gene aynı şeyler: Empati, sevecenlik, hüsnüniyet ve samimiyetle. Parayla sevgi satın alınamaz.

Evlilikte eşlerin birbirlerine güvenmemesi ne gibi sorunlara yol açar?

Temel Güvenlik İhtiyacı sarsılır ve her iki taraf da diğerine sürekli şizo-paranoid (içine kapanmış, kötülük bekler) bir tavırla yaklaşmaya başlar.

Evlilikte güvensizlik problemi nasıl çözülür?

Eş, dost, akraba desteği iyidir de, insanlar lâf taşımayı ve dedikodu etmeyi pek severler. Eğer işler sarpa sarıyorsa, mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır.

***

Evlilikte eşleri aldatmaya yönelten etkenler nelerdir?

Yalnızlık, kişilik sorunları, tatminsizlik… Keza Bipolar (Manik Depresif) hastalar, Mani yani Taşkınlık dönemlerinde bunu çok yaparlar ama cezai ehliyetleri yoktur. Erotomani gibi hastalılarda da bunu görüyoruz.

Aldatıldığından şüphelenen eş ne yapmalı?

Eğer mümkünse önce sessiz kalıp bir araştırmalı, sonra da eşiyle sakince konuşmalı. Bunlar kesmiyorsa, iş detektif tutmaya kadar gidebilir. Bilhassa cep telefonlarındaki whats up mesajları, silinmemiş e-mailler veya ceketin cebinde unutulmuş bir telefon numarası önemli ipuçlarıdır.

Aldatılan eş ihanetin etkilerinden nasıl kurtulur?

Kişiye, ilişkinin tarzına, mazisine ve beklentilere; keza sosyo-ekonomik ve kültürel duruma göre bu çok değişiyor. Ama hemen daima bir kırgınlık, ilerlerse de depresyon ortaya çıkıyor.

Evlilik ihanete rağmen sürdürülebilir mi?

O kadar çok örneğini biliyorum ki… Bilhassa sanat camiası (ama yozlaşmış olanlar) arasında bu çok yaygındır. Seneler önce bana iki çift gelmişti; tipik “entel-dantel” denen (çok şey bilirmiş gibi davranıp da, aslında pek kültürlü olmayan, parlak cilalı kişileri kastediyorum) iki karıkocaydı. Meğer senelerdir her iki taraf da diğerinin eşiyle yatıyor ama bunu bilmezmişçesine davranıyorlardı. Bol içki ve esrar tüketimi de cabasıydı. Birkaç sene terapiye gelip kayboldular.

Eşlerin aile yapılarının farklı olması evlilikte ne tür sorunlara yol açar?

Mütedeyyin ve muhafazakâr ailelerde “kol kırılır, yen içinde kalır” düsturuyla, genellikle iş örtbas edilir. Doğulu vatandaşlar ve Karadenizlilerde ise silahlar konuşabilir.

Eşinin ailesiyle anlaşamayan kişi bu sorunun evliliği etkilemesini nasıl önler?

O kadar zor ki… Herkes dengi dengine diye bir deyiş vardır. Alelacele sınıf atlayıp şımaran, bunu eşine eziyet etmek için vesile olarak kullanan o kadar çok danışan gördüm ki; etik açıdan isim veremem tabii… Ünlü “sosyete” güllerinden alıp, pek çok tanınmış insandan tutun da, köy yerine kadar her yerde ve yörede oluyor bunlar.

Çocuk sahibi olmak evliliği nasıl etkiler?

Eğer ebeveyn çocuğun bakımını, yetiştirilip büyütülmesini ve öğrenim hayatını paylaşabileceklerse, ne âlâ. Kimse bakamayacağı kadar çok veya niteliksiz çocuk yapmamalıdır.

***

Evliliğin bitmesi gerektiği nasıl anlaşılır?

Tartışmalara sert başlamak: Tartışmaya eşlerden birinin çok sert başlaması, meselâ saldırganca bir şekilde, yüksek sesle veya karşı tarafı aşağılayan bir cümle ile başlaması tartışmaların giderek alevlenmesini ve büyük kavgalara dönüşmesine yol açar.

Bu durumun sıklıkla olması ise çifti boşanmaya götürüyor.

Eleştiri ve Aşağılama: Çiftlerin birbirleriyle iletişim halindeyken kullandıkları “eleştiri ve aşağılama” ilişkinin %90 oranında boşanma ile sonuçlanacağını gösteriyor. Meselâ, eşin yaptığı davranışı değil de kişiliği eleştirmek: “Benimle bunu paylaşmanı isterim” yerine “sen çok bencilsin” demek, eşle konuşurken daha üst bir seviyedeymiş gibi onu aşağılayıcı şekilde konuşmak.

Yalnızken veya başkalarının yanında dalga geçmek, isim takmak, gözlerini devirmek gibi. Bu davranışları yaptığınızda ona giden mesaj, ona hiç değer vermediğiniz yönünde oluyor.

Pek çok kişi eşinden herhangi bir eleştiri aldığında hemen savunmaya geçer. Bu davranış esasen eşini suçlamanın bir diğer yöntemidir. Savunmaya geçerek eşinize “bu benim değil senin problemin” demiş oluyorsunuz. Meselâ, “bu benim suçum değil, senin şu davranışından kaynaklanıyor” gibi. Eşten gelen eleştirilerden hiçbir zaman sorumluluk almayıp sürekli savunmaya geçildiğinde ilişkinin sonlanma ihtimali artıyor. Bunlara biz çifte açmaz (double-bind) diyoruz. Yâni iyi bir şey söylermiş gibi yapıp, aksini ifade etmek…

Duvar Örme: Eşlerden birinin tartışma sırasında “Hı hı”, “Evet”, “Hayır” gibi aktif bir dinleme hâlinden sessizliğe bürünmesi ve göz kontağını keserek iletişimden tamamen kopması kısaca bir duvara dönüşmesi. Tartışmalarda duvar ören eşler genellikle o sırada bedenlerinde hissettikleri yoğun stresi azaltmak için bunu yapıyorlar. Duvar ören bir eşin karşısındaki eş ise bu durumu bir tepki olarak algılıyor ve tartışmayı daha fazla alevlendiriyor.

Dolma-Taşma: Tartışma sırasında bedende oluşan fizyolojik değişimler; meselâ kalp atışının hızlanması, adrenalinin ve kan basıncının artması eşlerin tartışmayı sürdüremeyecek bir noktaya gelmesini sağlıyor. Beynin bilgi işlemleme becerisi (information processing) azalıyor. Yâni eşler, tabiri caizse, dolup taşıyorlar. Eşlerden biri böyle hissettiğinde kendini korumak için genelde eşiyle iletişimi kesip duvar örüyor. Bu durumun sıkça yaşanması da evliliği sonlandıran sebeplerden biri…

Başarısız telafi girişimleri: Bir tartışma sırasında veya sonrasında bunu telafi edebilecek herhangi bir özür veya af dilemenin olmaması boşanmanın diğer belirtilerinden biri. Evliliğinden mutlu olduğunu ifade eden çiftlerin ilişkileri incelendiğinde tartışma esnasındaki en önemli farklarından biri eşlerine “özür dilerim”, “seni kırmak istemedim” gibi cümleler kurmaları.

Kötü Hâtıralar: Boşanmaya götüren sebeplerden biri de çiftin geçmişle ilgili olumsuz şeyleri hatırlamaları ve sürekli gündeme getirmeleri. Bu durum yaygın olarak tartışmalarda ortaya çıkıyor ve “sen şöyle yapmıştın, böyle etmiştin” gibi cümlelerle başlıyor. Geçmişle ilgili bu olumsuzluklar ilişkinin bugününü ve geleceğini de olumsuz etkileyerek boşanmaya götürebiliyor.

Sonraya saklama veya biriktirme: Çiftler birbirleriyle ilgili bir olumsuzluk yaşadıklarında bunu sonraya saklamaya veya birkaç olay üst üste geldiğinde eşleri ile paylaşmaya çalışabiliyor. Böyle olduğunda bekleyen konular başta küçük olsalar bile sonradan büyük meselelere ve kavgalara dönüşebiliyor. Bu durumun sık olması ise boşanmaya neden olabiliyor.

Duygusal Kopukluk: Duygusal kopukluk eşlerin eskisi gibi birbirleriyle hiçbir şeyi paylaşmamaları, beraber vakit geçirmemeleri, kısacası “biz” olmaktan çıkarak sâdece birer birey olarak hareket etmeleri anlamına geliyor. Aldatmanın da bir numaralı belirtisi olan duygusal kopukluk, kaçınılmaz olarak boşanmanın en önemli göstergelerinden biri

Etkiyi kabul etmemek: Eşlerin birbirlerinden gelen etkilere açık olmaları ve birbirlerini dikkate almaları yerine diğerinin söylediği, düşündüğü şeyi reddetmeleri ya da önemsememeleri. Bu konudaki önemli bir araştırma bize erkeklerin kadınlara göre etkiyi çok daha az kabul ettiğini ve kabul etmemeyi sürdürdüğünde boşanma oranının %80 olduğunu gösteriyor.


***

Epeydir Beykent Üniversitesinde hocalık yapıyoruz. Eski asistanlarım, dostlarımız veya bizi kırmayan pek çok meslekdaşımız jürilere geliyorlar ve beş kuruş para almıyorlar.

Bu karşılık, aynı iyi niyeti bütün öğrencilerde maalesef göremiyoruz. “Psikoloji ne demek” dediğimde Panik Atağı geçiren, “depresyonun belirtileri nedir evladım” diye sorduğumuzda “ay işte, iç sıkıntısı filan” diyen öğrencilere, aslında çok önemli ve itibarlı bir unvanı veriyoruz: Klinik Psikologluk.

Meselâ, sırf sınav var diye, kaç senelik bir hastamın randevusunu erteledim bugün.

Bundan sonra Schneider Belirtilerini bilmeyen, en temel kavramlardan bihaber olanları geçirmeme kararı aldım.

Bu arada, bütün iç savaş gelişmelerini takip ediyorum ve içim daralıyor, uykularım kaçıyor ama hâlâ ümidim var. Atatürk ilke ve İnkılaplarından taviz vermeyen bir Hükumet ve sonrasında da hayırlısıyla güzel günler gelsin diliyorum.


Mozart'ın Ölüm İlâhisi; Borderline (Sınırda Kişilik Bozukluğu olan) bir Genç Kız bunu dinlerken kendinden geçip transa giriyordu.

Bakalım yarın ne olacak?

Herkese saygım ve sevgimle…

Mehmet Kerem Doksat 30 Eylül 2015 - Çarşamba

Etiketler: aldatma evlilik seks terapi
2181 kez okundu
0

Posted by on in Genel

İlgilenenler İçindir,

Psikoterapi, bireylerin duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Psikoterapi her zaman sadece tek tek bireyleri konu almaz, zaman zaman incelenen bir ailenin tamamının etkileşimsel meseleleri, zaman zamansa incelenen bir çiftin birbiriyle olan ilişkisindeki bazı sorunların ruh sağlığı temelindeki kökleri olabilir. Ruh-zihin sağlığına dair sorunların psikolojik, sosyolojik veya somatik (bedensel) boyutları olabilir. Buradaki ruhun metafizik bir şey değil, beynin işlevleri olduğunu ısrarla vurgulamak isterim.


Terim, psiko (psyche’den) ve terapi (Tarabya ile akraba) formlarından oluşur ki, psiko Yunanca psukhē “ruh, zihin”den, terapi ise Yunanca therapeia “iyileştirmeden” türemiştir.

Psikoterapi, daha olgun ve uygun bir ruhsal denge sağlamak amacı doğrultusunda zihinsel ve duygusal bozukluk gösteren hastalarla düşünce ve duygu alışverişi kurularak yürütülen bir tedavi bilim ve sanatıdır.


 

Psikiyatrlar, Klinik Psikologlar, Psikolojik Danışmanlar ve Sosyal Hizmet Uzmanları psikoterapi yaparlar.

Yaşam koçlarının yaptıkları, önüne gelen kişi veya benzeri metafizik kökenli uygulamalar psikoterapi değildir!

Çok genel bir başlık altında söylemek gerekirse, duygusal çatışmaları çözümleyen, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri, çökkünlükleri azaltan, ruhsal uyum düzeyini artıran, kişilerarası ilişkileri daha olgunlaştıran tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi denilebilir.

Psikoterapi sürecinde terapist ile danışan / hasta arasında kurulan ilişki temel alınarak danışanın yaşadığı sorunlar üzerinde çalışılır. Sadece psikolojik rahatsızlık yaşayan kişiler değil, hayatının herhangi bir alanında tıkanıklık yaşadığını hisseden ve hayatını daha anlamlı bir şekilde sürdürmek isteyen herkes psikoterapi sürecine girebilir.

Psikoterapi, terapistin danışan adına neyin doğru olduğuna karar vermesi yahut nasıl değişeceğini söylemesi değildir.

Psikoterapist kendi kuramsal bilgilerini ve uygulama becerilerini kullanarak danışanın / hastanın kendisini tanıması, hayatına dair farkındalıklar yaşaması, daha sağlıklı ilişkiler kurması ve yeni çözüm yolları geliştirebilmesi için danışana ışık tutar.

Psikoterapi Türleri

Bütüncül Psikoterapi: Tüm psikoterapi tekniklerinin hangi hastaya ne zaman uygulanacağını ve bütünü izah etmeye yönelik bu terapi yöntemi farklı teknikleri entegre etmeyi sağlar. Esneklik sağlayan bu model evrensel uygulamalar için de uygundur ve pratiktir.

Dinamik Psikoterapi: Dinamik psikoterapi, yapıtaşı olarak Freud’un klasik Dürtü Kuramı ve sonrasında da, Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri, Kendilik Psikolojisi gibi diğer dinamik ekollerle devam etmiştir. Bu ekoller; psikopatolojilerin temelinde kişinin 0-6 yaş arasındaki dönemde yaşadıklarının olduğunu savunur ve Hipnoz, Serbest Çağrışım ve Rüyalar yoluyla bunları irdeler.


Son olarak KKTC'de verdiğim kurstan, herkesten izin alınmıştır.

Bilişsel Psikoterapi: Bilginin işlenmesi sürecinde temel kabullerdeki hatalardan kaynaklanan işlevi olmayan şematik kavramlar, zamanla olumsuz otomatik düşüncelere dönüşür. Sonuçta ortaya çıkan düşünsel, duygulanım ve davranış bozukluklarının tedavisi bilişsel psikoterapinin alanına girmektedir. Kognitif (Bilişsel) terapi olarak da adlandırılmaktadır. Şema Terapisi, Düşünsel Duygulanımcı davranış terapisi de bilişsel terapiden kaynaklanmıştır

Davranışçı Psikoterapi: Davranışta otomatik modelleme gibi öğrenmeler sonucunda ortaya çıkan bozukluklarda; duyarsızlaştırma, ödüllendirme gibi çeşitli teknikler yoluyla davranış değişikliği veya davranışın frekansında azalma gibi sonuçlar sağlamaya yönelik terapilerdir.

Bilişsel - Davranışçı: Klinik uygulamalar ve gözlemler psikoterapi süreci içinde, bilişsel-davranışçı yöntemlerin bir arada kullanılmasının etkili sonuçlar ortaya çıkarttığını olarak göstermektedir. Günümüzde sıklıkla bu iki metot bir arada kullanılmaktadır.

Varoluşçu Psikoterapi: Varoluşçu psikoterapi de önemli olan şimdi ve burada kavramlarıdır. Varoluşçular varolma yolunda kişinin en çok üzerinde durduğu 5 soruyu temel alarak bunlar yoluyla psikoterapiyi yapılandırmışlardır

Sistemik Psikoterapi: Palo Alto’dan Paul Watzlawick ve arkadaşlarının 1970’lerde geliştirdiği, matematik sistem teorileri, iletişim teorileri ve aile dizin çalışmalarının temelini oluşturduğu, 10-15 seans süreli ve bir ekip tarafından uygulanan psikoterapi yöntemidir.

Geştalt Psikoterapi Yaklaşımı: 1940’larda yıllarda Fritz Perls, Laura Perls ve Paul Goodman tarafından geliştirilmiş bir psikoterapi yaklaşımıdır. Geştalt kelimesi Almanca’da kendine özgü bir bütünlüğü olan şekil, örüntü anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım, her bireyin, doğuştan var olan potansiyellerini açığa çıkarabilme dürtüsüne sahip olduğu görüşünü benimser. Bireyin kendi özelliklerini ve potansiyelini fark edip, buna sahip çıkabilmesini ve kendisini gerçekleştirmesini amaçlar.

Hümanistik Psikoterapi: İnsanı öne çıkararak yapılan bir uygulamadır.

Kısa Psikoterapi: Genellikle gelip geçici ve süratli müdahale gereken durumlarda uygulanılır.

Krize Müdahale Terapisi: Bir hayat olayı yaşandığında, derhal yapılacak şeyleri kapsar.

Eşler Terapisi: Çiftlerin sorunları irdelenir.

Cinsel Terapiler: Cinsel işlev bozukluklarını ve uyum sorunlarını iyileştirmekte kullanılırlar…

Grup Terapisi: Herhangi bir yöntemin grup hâlinde tatbiki.

***

Aslında 400’den fazla psikoterapi bildirilmiştir ve ABD’den Türk kökenli Prof. Dr. Bayram (Byram) Karasu’nun da belirttiği gibi, bir aşama ve ustalıktan sonra, herkes kendi terapi stilini geliştirir. Hattâ işin içine spirituality yâni ruhanilik, hattâ çok ihtimamla din bile karışabilir ama kimin elinde: Bir üstadın tecrübesinde...


Günümüzde Bahailik’ten esinlenen Pozitif Psikoterapi’den tutun da, Mevlânâ Rahatlama Terapisi, homoseksüellerde Onarım Terapisi gibi birçok şey eklenmiştir.

***

Lâfı uzatmadan, hipnoz da dâhil, konuşarak yapılan bütün tedaviler telkine (suggestion) dayanır ve başka türlü şeylere bu isim verilmez.

Feng Shui, NLP gibi şeyler tarikatlar hâlinde yapılan uygulamalardır, terapi değildirler..

***

Son zamanlarda “bana veya hastama yeterince terapi yapılmamış” diyenleri gördükçe aklımıza bu geliyor.

Lâfla peynir gemisi yürümez” derler, doğrudur. Tabii ki basitçe nasihatten, sırtını sıvazlayarak “merak etme geçer” demeye kadar her şey terapi oldu ama şu bir olgu ki, psikiyatrik hastalıkların / bozuklukların %90’ından fazlasında diğer başta İlaç (Farmakoterapi) olmak üzere, EKT gibi, rTMS gibi bedensel terapi yöntemlerinin de tatbik edilmesi şarttır.

***

Hani demem o ki, doğru teşhis ve tedavide psikoterapiler tabii ki önemlidir ama sadece diğer bedensel yöntemler de ustaca beraber tatbik edilirse…

Hiçbir yöntem bir panacea yâni her şeye iyi gelen bir mucize değil!

Terapinin ne olup olmadığını iyi anlamamız dileğiyle…

Mehmet Kerem Doksat – Tarabya – 28.04.2015

1631 kez okundu
0

Posted by on in Bilimsel

TÜRK PSİKİYATRİ CÂMİASININ ve İLGİLENEN HERKESİN DİKKATİNE


Psikiyatri, pozitif bilimin hastalıkları teşhis ve tedavi etmekle mükellef tıp biliminin zihinsel ârızaları, bozuklukları ele alan kısmıdır.

Psikanaliz, ilk olarak Sigismund Scholomo Freud’un (1856-1939) takipçileri tarafından kurulmuştur.

Kendi mekânımda neşrettiğim

Psikanaliz Yanılgısı -1

http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/psikanaliz-yanilgisi

Psikanaliz Yanılgısı -2

http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/psikanaliz-yanilgisi-2

Psikanaliz Yanılgısı -3

http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/psikanaliz-yanilgisi-3

makalelerimde tamamen tarihî gerçekleri anlattım.

Bunlar yakında yayımlanacak olan esas çok daha geniş kitabımdan özetlerdir. Bu yazılardan hiç birinde hakaret, yalan beyan yâhut düzmece bilgi yoktur. Kimseye hakaret edilmemiştir. En ufak bir bilgi hatası varsa eleştiriye açıktır.

Buna karşılık, TPD’nin İstanbul Şûbesi Başkanı, Psikanalizi eleştirmenin yâhut tartışmanın “şık olmayacağını” ifâde ederek, bu konudaki konuşma talebimi geri çevirmiştir. Ayrıca benimle ilgili “yaptığı hipnoz kursunun ikinci gününe iki üç kişi katılmış” diye alenen gerçek dışı beyanda bulunmaktan da hicap duymamıştır.

4187 kez okundu
0